Bir gün, ağzımdan “hayır” kelimesi çıkarken durup kendimi dinledim. Neden hayır diyorum? Gerçekten onun için mi, yoksa benim için mi? Biz çocuklarımızın kendine güvenen, karar verebilen bireyler olmasını istiyoruz. Ama gün içinde fark etmeden hayatlarını baştan sona biz belirliyoruz:
Ne zaman uyuyacağı, ne yiyeceği, nereye gideceği, neye dokunabileceği… Ve bütün bunların etrafında dolaşan görünmez bir çerçeve var: kurallar ve çok sayıda hayır.
O an fark ettiğim şey şuydu: İyi niyetle bile olsa, fazla yönlendirme çocuğun dünyasını daraltabiliyor.
Hayırlarımı İncelemeye Başladığım An
Bir süre sadece kendimi izledim. Ne zaman “hayır” dediğime dikkat ettim. Ve şunu gördüm: Evet, bazı hayırlar onun güvenliği içindi. Ama bir kısmı tamamen benimle ilgiliydi.
Etraf dağılmasın diye… Üstünü yeni değiştirdiğim için… Yorulmak istemediğimden… Temizlikle uğraşacak hâlim olmadığı için… Bunu fark etmek rahatsız ediciydi ama öğreticiydi. Çünkü fark ettiğin anda aynı şekilde davranmaya devam edemiyorsun.
O noktada kendime bir söz verdim: Onu gerçekten güvende tutan hayırlar kalsın. Diğerlerini bilinçle azaltacağım.
Ben Hayırı Kendime Sorarak Başlıyorum
Artık Alfa’ya “hayır” demeden önce çoğu zaman durup kendime soruyorum: Bu hayır gerçekten gerekli mi? Yoksa sadece yorulmamak için mi?
Onun öğrenebileceği bir şeyi mi kesiyorum? Benim konforum mu, onun deneyimi mi ağır basıyor? Bu soruların cevabı her zaman net olmuyor ama dönüşüm tam da bu duraksama anında başlıyor.
Pam Leo’nun Hatırlattığı Şey
Pam Leo, Çocuklarla El Ele Ebeveynlik kitabında şunu söyler: “Çocuklar işbirliğini, kontrol edilerek değil; ilişki içinde hissederek öğrenir.”
Yani çocuk: Ne sürekli engellendiğinde, ne de sınırsız bırakıldığında… Kendini güvende, görülmüş ve dikkate alınmış hissettiğinde işbirliğine giriyor.
Bu cümle, “hayır” kelimesini nereye koyacağımı benim için çok netleştirdi.
Toprak, Market, Bakliyat
Toprakla oynamak istediğinde durup düşündüm. Evet, kirlenecekti. Evet, sonra temizlik vardı ama bu bir kirlenme meselesi değildi. Bu, dokunmak, hissetmek, keşfetmekti.
İzin verdim. Kirlendik. Ve bu, gerçek bir öğrenmeydi. Markette arabadan inmek istediğinde de aynı iç hesaplaşma oldu.
Koştum. Raflardan düşenleri topladım. Zorlandım.
Ama o an şunu biliyordum: Bu, onun bedenini, mesafeyi, alanı tanıma hâliydi. Bu bir “şımarıklık” değil, bir deneyimdi.
Bakliyatları karıştırmak istediğinde ise açıkça şunu düşündüm: Temizlikle uğraşmak istemiyorum.
Ama durup şunu fark ettim: Bu hayır onun değil, benim sınırımdı. Temizliği erteledim. Karıştırdı, döktü, baktı, dokundu.
Ve ilginç olan şu oldu: Öğrenme tamamlandığında, ihtiyaç bitti. Artık market raflarını indirmiyordu. Bakliyat dolabına yönelmiyordu.
Deneyim, merakı doyurmuştu.
Hayır Dememek Değil — Hayırı Azaltmak
Bu yazının söylediği şey şu değil: “Hiç hayır demeyin.”
Hedef: Sınırsızlık değil. Kontrolsüzlük hiç değil.
Hedef şu: Gerçekten gerekli olmayan hayırları ayıklamak.
Bunu yaptığımda şunu net bir şekilde gördüm:
Gerçek hayırlarım daha görünür oldu.
“Tehlikeli” dediğimde duruyor.
Çünkü hayır artık arka plan gürültüsü değil.
Dinlemiyorsa Ne Oluyor?
Her zaman işe yarıyor mu? Hayır. Ama şunu fark ettim: Bu genelde bağın zayıflaması değil,
ilişkisel temasın kopması ile ilgili.
O gün ben yorgunsam, zihnim başka yerdeyse, onunla gerçekten temas hâlinde değilsem…
Çocuk bunu anında hissediyor. Ve bazen dinlememek,ilişkiyi geri çağırma yolu oluyor.
Bu noktada yaptığım şey çok basit:
- Onun seviyesine inmek.
- Göz teması kurmak.
- Hafif bir dokunuş.
- Kısa, net bir cümle.
İlişki geri geldiğinde, işbirliği de geliyor.
Küçük Bir Not
Bu yazı, mükemmel ebeveynlik iddiası taşımıyor.
Kimseyi suçlamıyor.
Sadece şunu söylüyor:
Hayırı seçerek kullandığında, çocuk da seni seçerek dinliyor.
Bir sonraki yazıda, bununla yakından ilişkili bir konuyu açacağım:
“Ödül neden bazen iç motivasyonu sessizce yok ediyor?”