İç Motivasyon, Kontrol ve Çocukların Görünmeyen Kaybı
Bir çocuğu motive etmek istediğimizde elimiz neredeyse otomatik olarak ödüle gider
Aferin.
Çıkartma.
Çikolata.
“Bunu yaparsan şunu alırsın.”
İyi niyetlidir. Hatta sevgiyle yapılır. Ama bir noktada şu soru kafama takıldı: Gerçekten motive mi oluyor, yoksa sadece yön mü değiştiriyor?
Bu soruyla karşılaşmam, Özgür Bolat’ın Beni Ödülle Cezalandırma kitabını okuduğum döneme denk geliyor.
Ve dürüst olayım: Okudukça rahatlamadım. Rahatsız oldum. Çünkü mesele sandığımdan büyüktü.
Ödül = Masum mu?
Uzun yıllar bize şu öğretildi: “Ödül, davranışı artırır.”
Davranış psikolojisi açısından bu doğru. Ama çocuk gelişimi açısından eksik.
1970’lerde psikolog Edward Deci çok basit ama sarsıcı bir deney yaptı.
Çocuklara zaten severek yaptıkları bir aktivite verildi: bulmaca çözmek.
- Bir gruba ödül verildi.
- Diğer gruba verilmedi.
Ödül kaldırıldığında ne oldu biliyor musun?
👉 Ödül alan çocuklar, bulmacayla ilgilenmeyi bıraktı.
👉 Ödül almayanlar devam etti.
Bu etkiye literatürde “overjustification effect” deniyor:
Bir davranışın içsel nedeni, dışsal ödülle gölgeleniyor.
Yani çocuk şunu öğreniyor:
“Ben bunu sevdiğim için değil, karşılığında bir şey aldığım için yapıyorum.”
Aferin Neden Masum Değil?
“Ama ben sadece aferin diyorum,” dediğini duyar gibiyim.
Ben de öyle diyordum. Sorun şu: Aferin, davranışı değil kişiyi etiketlediğinde iç motivasyonu zedeliyor.
“Harikasın”
“Ne kadar akıllısın”
“Sen çok uslusun”
Bunlar kulağa güzel geliyor. Ama çocuk şunu duymaya başlıyor:
“Bu halimi korumalıyım.”
“Yanlış yaparsam bu sevgiyi kaybedebilirim.”
Carol Dweck’in çalışmalarında bu çok net gösteriliyor: Övgü, çabaya değil sonuca odaklandığında çocuk risk almaktan kaçınıyor. Çünkü artık mesele öğrenmek değil, etiketi korumak.
Ödül, İlişkinin Yerini Aldığında
Özgür Bolat’ın en net uyarılarından biri şu: Ödül, ilişki kurmanın yerine geçtiğinde problem başlıyor.
Çocuk bir noktadan sonra şunu sormuyor: “Bunu yapmak istiyor muyum?”
Şunu soruyor: “Bunun karşılığı ne?”
Bu sadece oyuncak ya da şeker için geçerli değil.
Daha sinsi bir ödül var:
- Onay
- Memnuniyet
- Anne-babanın yüzündeki gülümseme
Ve burada ince bir çizgi var. Çocuk, ilişkiyi sürdürmek için kendini ayarlamaya başlıyor. Bu motivasyon değil. Bu uyum sağlama.
Peki Hiç Mi Övmeyeceğiz?
Burada durup netleşelim: Bu yazı “çocuğu övmeyin” yazısı değil. Ama neye övdüğümüz çok önemli.
Araştırmalar şunu söylüyor:
- Sonuç yerine çabaya odaklanan geri bildirim,
- Etiket yerine gözleme dayalı dil,
- “Aferin” yerine ne gördüğünü söylemek
çocuğun iç motivasyonunu besliyor.
Mesela:
•“Ne kadar dikkatle denedin.”
•“Pes etmediğini fark ettim.”
•“Bunu yaparken gerçekten uğraştın.”
Bu, ödül değil. Bu tanıklık.
Ben Nerede Zorlandım?
İtiraf edeyim: Aferin dememek zor. Çünkü bu bizim otomatik dilimiz.
Böyle büyütüldük. Ama şunu fark ettim: Aferin demediğimde boşluk oluşuyor.
Ve o boşlukta çocuğun kendisiyle temas etmesine alan açılıyor.
“Bunu ben yaptım.”
“Ben denedim.”
“Ben başardım.”
Bu sessiz ama güçlü bir şey.
Küçük Bir Gerçekçilik Notu
Elbette bazen ödül verdim. Elbette bazen aferin dedim. Bu bir mükemmellik yazısı değil. Bu bir farkındalık yazısı.
Ama şunu net söyleyebilirim: Ödül azalınca, ilişki arttı. Kontrol azalınca, işbirliği arttı.
Bir Sonraki Yazıya Köprü
Bir sonraki yazıda şunu konuşacağız:
“Oyunu güzelleştirmemek” ne demek?
Winnicott neden ‘alan aç’ diyor?
Neden müdahale bazen oyunu bozar?
Çünkü ödül, oyuna girdiğinde de aynı şey oluyor:
Oyun, çocuğun olmaktan çıkıyor.
Ve belki mesele hep aynı yere bağlanıyor:
Kontrolden vazgeçip ilişkiye güvenmek.