Masal » Ebeveyn Akademisi » Annelik Yolculuğu » Oyunu Güzelleştirmemek Ne Demek?

Oyunu Güzelleştirmemek Ne Demek?

“Oyunu güzelleştirmemek.” Bunu ilk duyduğumda kulağıma biraz sert gelmişti.

Hatta dürüst olayım: Biraz da anlamsız. Çünkü biz anneler oyunu hep şöyle hayal ediyoruz: Daha eğlenceli, daha öğretici, daha yaratıcı hale getirmek. Yani çocuğa bir şey katmak.

Ama Winnicott tam tersini söylüyor.

Winnicott ne diyor?

Donald Winnicott’a göre oyun, çocuğun iç dünyasıyla dış dünya arasında kurduğu köprü.

Ve bu köprü:

  • Yetişkin tarafından yönetilirse
  • Yönlendirilirse
  • “Bak şöyle yap, daha güzel olur”larla doldurulursa

Çocuğun oyunu olmaktan çıkıyor. Winnicott’un asıl vurgusu şu: Çocuk, oyunda kendi deneyimini yaşayabilmeli.

Bizim rolümüz: Oyunu iyileştirmek değil, oyuna alan açmak.

“Alan açmak” ne demek?

Alan açmak, pasif kalmak demek değil. Telefonla ilgilenmek hiç değil.

Alan açmak şunları içeriyor:

  • Çocuk oyuna daldığında geri çekilebilmek
  • O anda “daha eğlenceli yapma” dürtüsünü tutabilmek
  • Çocuk zorlanırken hemen çözüm sunmamak
  • Ama tamamen yok da olmamak

Yani oradasın. Ama direksiyonda değilsin.

Oyunu güzelleştirme dürtüsü nereden geliyor?

Bunu fark etmek benim için çok çarpıcıydı.

Oyunu güzelleştirme isteği çoğu zaman çocuktan değil, bizden geliyor.

  • Sessizlik bizi huzursuz ediyor
  • Çocuğun zorlanmasını izlemek bizi geriyor
  • “Bir şey yapmalıyım” hissi yükseliyor

Ve işte tam orada oyuna müdahale ediyoruz. Oysa Winnicott’a göre çocuk, oyunda biraz sıkılabilmeli. Bir şeyler yolunda gitmeyebilmeli. O boşlukta kendi çözümünü arayabilmeli.

Sadece Oyunu İzlemenin Zorluğu

Sadece oyunu izlemek neden bu kadar zor? Çünkü sanırım izlemek, kontrolü bırakmak demek.

Çocuğun:

  • Oyuncağı takamamasını
  • Yanlış denemeler yapmasını
  • Kendi ritmini bulmasını

Sadece izlemek… Bu, içeride küçük bir iç savaş başlatıyor.

enim için de öyle oldu.

O anda şunu fark ettim: Zor olan çocuğun oyunu değil, benim sabrım.

Winnicott neden bunu bu kadar önemsiyor?

Çünkü oyun, sadece oyun değil.

Oyun:

  • Kendilik duygusunun
  • Yaratıcılığın
  • “Ben yapabilirim” hissinin

temeli.

Çocuk oyunda kendini özgür hissettiğinde, ileride hayatta da kendi alanını koruyabiliyor. Ve bu alan, başkası tarafından doldurulmamış oluyor.

Peki bu her zaman mümkün mü?

Hayır. Yorgunken zor. Acele varken zor. Kafamız doluyken zor.

Bu bir “hep böyle yapmalıyım” kuralı değil.

Bir farkındalık alanı.

Bazen oyunu bozacağız. Bazen müdahale edeceğiz. Bazen sabredemeyeceğiz.

Ama bazen de geri çekilmeyi başaracağız.

Ve o anlar, çocuğun oyununa gerçekten ait olacak.

Neden bunu yazıyorum?

Çünkü oyunu güzelleştirmemek, anneliği eksik yapmak değil. Tam tersine: Kendimizi geri çekebildiğimiz o anlar, çocuğa bırakılan en büyük alanlardan biri.

Ve bu, öğrenilen bir şey. İçgüdüsel değil. Bir önceki yazıda ağlamaya alan açmayı konuşmuştuk. Aslında ikisi aynı yerden çıkıyor: Duyguyu da, oyunu da yönetmek yerine orada kalabilmek.

Paylaş
Facebook
X
WhatsApp
Yazıyı Oyla:
12345
Loading...
İlgili Yazılar