12 DANS EDEN PRENSES MASALI
Bir varmış, bir yokmuş… Çok eski zamanlarda, yüksek kuleleri sabah güneşinde parlayan güzel bir ülkede bir kral yaşarmış. Bu kralın birbirinden akıllı, neşeli ve güzel on iki kızı varmış. Ne var ki prensesler daha çok küçükken kraliçe hayata gözlerini yummuş. O günden sonra kral, kızlarına hem anne hem baba olmaya çalışmış; onları öylesine korurmuş ki sarayın kapıları bile çoğu zaman kapalı dururmuş. Yıllar geçmiş, küçük prensesler birer genç kıza dönüşmüş. Fakat sarayın duvarları büyürken onların merakı da büyümüş. 12 dans eden prenses masalı da işte böyle başlamış.
On iki prenses günlerini sarayın geniş salonlarında geçirirmiş. Kimi pencere kenarında oturup uzak dağlara bakar, kimi nakış işler, kimi de eski masal kitaplarını yüksek sesle okurmuş. Akşamları bir araya gelir, birbirlerine hikâyeler anlatır, güler, fısıldaşır, sonra da aynı odada yan yana dizilmiş yataklarına uzanırlarmış. Uyumadan hemen önce Prenses ve Bezelye Tanesi masalını okuyarak hayallere dalıyorlarmış.
Kral, kızlarını mutlu etmek için onlara ülkenin en güzel kumaşlarından elbiseler diktirirmiş. İpekten etekler, dantelli yakalar, inci düğmeler ve renk renk kurdeleler sarayın odalarını süslermiş. Her prensesin dolabında ayrı bir zarafet, ayrı bir ışıltı varmış. Elbette bu güzel kıyafetlerin yanına, en usta ayakkabıcıların yaptığı zarif ayakkabılar da eksik olmazmış.
Ne var ki kral bir süre sonra tuhaf bir şey fark etmiş. Daha birkaç gün önce giyilen ayakkabıların topukları aşınıyor, bağları gevşiyor, tabanları ise sanki uzun yollar yürünmüş gibi yıpranıyormuş. Kral hemen yeni ayakkabılar yaptırmış. Ancak ertesi sabah onlar da aynı halde bulunmuş. Bir süre kral, hiç ses çıkarmadan kızlarına yeni ayakkabılar aldırmaya devam etmiş. Her sabah yıpranan çiftler toplanıyor, yerlerine yenileri diziliyormuş. Fakat günler geçtikçe bu tuhaf durum değişmemiş.
Bunun üzerine kral, ülkenin dört bir yanından başka ayakkabı ustaları çağırmış.
Ustalar en sağlam derileri seçmiş, en ince dikişleri atmış, tabanlarını kalınlaştırmış. Her biri yaptığı ayakkabının yıllarca dayanacağına söz veriyormuş. Ne var ki ertesi sabah onlar da sanki geceler boyu taş sokaklarda yürünmüş gibi eskimiş bulunuyormuş.
Kral artık bu işin içinden çıkamaz olmuş. Ne kadar düşünse de ayakkabıların nasıl olup da böylesine çabuk yıprandığını anlayamıyormuş. Sonunda davullar çaldırıp bütün ülkeye haber salmış:
“Her kim bu ayakkabıların sırrını üç gün içinde çözerse, kızlarımdan biriyle evlenmesine izin vereceğim.”
Prensesler, babalarının verdiği kararı duyunca kendi aralarında gülüşmüşler. En büyükleri dudaklarını kıvırıp, “Üç gün içinde sırrımızı çözebilecek biri varsa, gerçekten görmek isterim.” demiş. Küçük kardeşler de ona katılmış. Hiç kimsenin bu sırlarını çözebileceklerine inanmıyorlarmış.
O sırada ülkenin uzak bir köşesinde yaşayan zeki bir genç de bu haberi duymuş. Akşamüstü köy meydanındaki çeşmenin yanında arkadaşlarıyla konuşuyormuş. Herkes kralın ilanını tartışıyormuş. Biri, “Ayakkabı dediğin eskir elbet.” demiş. Bir başkası ise, “Ama on ikisi birden, hem de her seferinde… Bu işte tuhaflık var.” diye karşılık vermiş.

Genç bir süre sessiz kalmış. Sonra gülümseyerek, “Sarayın koridorları mermer, bahçeleri yumuşacık çimen. Bir gecede on iki çift ayakkabı böyle eskimez. Demek ki görünenden başka bir şey var.” demiş. Arkadaşı hemen omzuna vurmuş. “Madem öyle, git de sen çöz.” deyince genç düşüncelere dalmış. İçinden, “Belki de denemeliyim.” diye geçirmiş.
Eve dönerken aklı hâlâ bu bilmecedeymiş. Yol kenarında ağır bir bohça taşımaya çalışan yaşlı bir kadın görünce hemen koşmuş. Bohçayı elinden alıp kapısına kadar taşımış. Kadın teşekkür edip gence dikkatle bakmış.

Yaşlı kadın, genci evine davet etmiş, sofraya sıcak ekmek, çorba ve peynir koymuş. Yemek bitince içerden eski bir çanta getirmiş. “Beni iyi dinle oğlum.” demiş. “Bu çantanın içinde sihirli bir pelerin var. Onu giydiğinde kimse seni göremez. Eğer prenseslerin sırrını öğrenmek istiyorsan yalnız gözlerini değil, aklını da açık tutmalısın. Sarayda sana sunulan her şeye hemen güvenme. Yediğine, içtiğine, hatta duyduğun sözlere bile dikkat et.”
❤ KISA VE EĞLENCELİ BİR MASALI ➸ BİSKÜVİ ADAM MASALI
İyi yürekli genç, ertesi sabah annesinden izin alıp saraya doğru yola çıkmış. Günler süren yolculuktan sonra yüksek kapılı görkemli saraya varmış. Kralın huzuruna çıkarıldığında dimdik durmuş ve, “İzin verirseniz bu sırrı çözmeyi denemek isterim, kralım.” demiş. Kral genci baştan aşağı süzmüş. “Senden önce nice akıllı kişi denedi, hiçbiri başaramadı.” demiş. Sonra ağır bir sesle eklemiş: “Sana üç gece süre vereceğim. Eğer sırrı çözemezsen sessizce ülkemden ayrılır gidersin.”
Genç bu şartı kabul etmiş. O gece sarayda misafir edilmek üzere prenseslerin odalarına yakın bir salona yerleştirilmiş. Tam etrafı incelerken en küçük prenses elinde bir bardak ayranla gelmiş. “Uzun yoldan geldiniz. Yorgunsunuzdur, susamışsınızdır.” demiş.
Genç, teşekkür edip bardağı bir dikişte içmiş. Daha bardağı yerine koymadan göz kapakları ağırlaşmaya başlamış. Koltuğa oturur oturmaz derin bir uykuya dalmış.
Sabah olduğunda yerinden sıçrayarak uyanmış. Geceyi uyuyarak geçirdiğini anlayınca kendine çok kızmış. Üstelik aklından en küçük prensesin gülümseyişi de çıkmıyormuş. “Bu gece ne olursa olsun uyanık kalacağım.” diye kendi kendine söz vermiş.
Akşam olunca küçük prenses yine elinde bir bardakla gelmiş. Bu kez içinde süt varmış. “Belki bunu seversiniz.” demiş. Genç, prensesi görünce bir an şaşırmış; ne diyeceğini düşünürken yine dalıp gitmiş. Bardaktan birkaç yudum alınca aynı ağırlık gözlerine çökmüş. Birkaç dakika sonra oturduğu yerde yine uyuyakalmış.

Uyandığında karşısında öfkeli kralı bulmuş. Kral kaşlarını çatıp, “Seni bu işi başaracak sanmıştım. Oysa sen burada yalnızca uyuyorsun.” demiş. Sonra sertçe eklemiş: “Bugün son gecen. Bu sırrı çözemezsen yarın saray kapıları sana kapanır.”
12 DANS EDEN PRENSESİN ODALARINA GİRİYOR
Genç delikanlı çok üzülmüş, odasında uzun süre düşünüp durmuş. Neden her gece böylesine derin bir uykuya daldığını anlamaya çalışırken birden yaşlı kadının sözleri aklına gelmiş. Kadın ona, prenseslerin uzatacağı hiçbir şeyi içmemesini sıkıca tembihlemişti. O anda kandırıldığını anlamış. Kendi kendine söz vermiş: “Bu gece ne olursa olsun uyanık kalacağım.”
Gece olunca en küçük prenses yine elinde bir bardakla çıkagelmiş. “Uzun bekleyiş insanı yorar.” diyerek gülümsemiş. Genç teşekkür edip bardağı almış. Fakat bu kez bir yudum bile içmemiş; prenses arkasını döndüğünde içindekini pencere kenarındaki büyük saksıya usulca döküvermiş.
Bir süre sonra sihirli pelerinini omzuna alıp üzerine geçirmiş. O anda gözden kaybolmuş. Sessiz adımlarla prenseslerin kapısına yaklaşmış ve hafifçe vurmuş. Kapı aralanır aralanmaz eğilip içeri süzülmüş.
En küçük prenses bir an durup arkasına bakmış. “Kapıda biri var sandım.” demiş. Ablaları gülmüş. En büyükleri, “Sen bugün fazla heyecanlısın.” diye karşılık vermiş. Sonra kapıyı kapatıp hazırlıklarına devam etmişler.
❤ HARİKA RESİMLERİNE BAYILACAKSINIZ ➸ PAMUK PRENSES MASALI
İçeri giren genç delikanlı gördüklerine şaşırıp kalmış. On iki prensesin hepsi çoktan hazırlanmış, en güzel elbiselerini giymiş, saçlarına parlak tokalar takmışlarmış. Odanın içinde neşeyle dönüyor, fısıldaşıyor, aynaların karşısında son kez kendilerine bakıyorlarmış. Sanki uzun zamandır bekledikleri bir gece nihayet gelmiş gibiymiş.
Her şey hazır olunca en büyük prenses odanın tam ortasına yürümüş. Ellerini iki kez çırpmış. O anda halının bulunduğu yer ağır ağır yana kaymış ve altında karanlığa inen gizli bir merdiven ortaya çıkmış. Basamaklar derinlere doğru uzanıyormuş.
Prensesler sırayla inmeye başlamışlar.
Genç delikanlı da görünmez pelerininin altında sessizce peşlerine takılmış. Merdiven öylesine uzunmuş ki inerken dizleri sızlamaya başlamış. Tam o sırada dalgınlıkla önünde yürüyen en küçük prensesin eteğine basıvermiş. Küçük prenses irkilip arkasına dönmüş. “Biri eteğime bastı!” demiş.
Ablaları gülüşmüş. En büyükleri, “Eteklerini çok uzun yaptırdığını söylemiştim sana” diye karşılık vermiş.
Merdivenin sonunda ay ışığıyla parlayan yeraltı gölü varmış. Kıyıda onları bekleyen on iki ince kayık duruyormuş. Prensesler kayıklara biner binmez genç delikanlı da en küçük prensesin bulunduğu kayığa sessizce atlamış.
Kayık suya açılır açılmaz küçük prenses kaşlarını çatmış. “Ne tuhaf… Sanki kayık bu gece daha ağır.” demiş. Ancak çevresine baktığında suda dalgalardan başka hiçbir şey görememiş.
Gölün karşısına geçtiklerinde genç delikanlının gözleri hayretle açılmış. Karşılarında, ışıkları suya yansıyan büyük ve görkemli bir saray duruyormuş. Pencerelerinden altın renkli ışıklar süzülüyor, içeriden keman sesleri, kahkahalar ve neşeli ayak sesleri geliyormuş.
Prensesler kayıklardan iner inmez yüzleri aydınlanmış. Sarayın bahçesinde genç kızlar ve genç erkekler dans ediyor, uzun masalarda meyveler, küçük pastalar ve gümüş kadehler parlıyormuş. On iki prenses de hiç vakit kaybetmeden müziğin arasına karışmış. Elbiseler dönmüş, kurdeleler savrulmuş, ayakkabılar mermer zeminde hafif hafif tıkırdamış.
Genç delikanlı bir köşede durmuş, onları dikkatle izliyormuş. Prensesler gerçekten de çok mutlu görünüyormuş. En küçük prenses bile biraz önceki kuşkusunu unutmuş gibi gülüyor, dans ederken saçındaki küçük toka ışıl ışıl parlıyormuş.
Derken genç delikanlının gözü masadaki küçük pastalara takılmış. Bütün gece saklanmak kolay değilmiş doğrusu. Dayanamayıp bir pasta dilimi almış. Tam ağzına götürürken en küçük prenses birden dönüp bakmış.
“Pasta havada duruyor!” diye fısıldamış.
Ablaları gülüşmüş.
“Bu gece her şeyi tuhaf görüyorsun.” demiş en büyük prenses.
Genç delikanlı pastayı hemen bitirmiş, sonra da kimseye görünmeden küçük bir altın kadehi cebine koymuş. Dönüş yolunda da göl kıyısındaki gümüş yapraklı ağaçlardan bir dal koparıp saklamış. Böylece gördüklerini kanıtlayabileceğini düşünmüş.

On iki prenses sabaha kadar neşeyle dans etmiş ve eğlenmiş. Sabaha karşı müzik yavaşlamış, kahkahalar azalmış, prenseslerin ayakkabıları ise artık iyice yıpranmış. On iki kardeş aynı kayıklara binip gölü geçmiş, uzun merdivenlerden yukarı çıkmış ve gizli geçitten odalarına dönmüşler.

Yorgunluktan gözleri kapanıyormuş. Yataklarına uzanır uzanmaz uykuya dalmışlar.
12 DANS EDEN PRENSES MASALININ SONU
Genç delikanlı sabah olur olmaz kralın huzuruna çıkmış. Gece gördüğü her şeyi tek tek anlatmış. Kral önce inanmak istememiş. Bunun üzerine genç, cebinden altın kadehi ve gümüş yapraklı dalı çıkarmış. “İsterseniz prenseslerin odasındaki halının altına da baktırabilirsiniz, kralım.” demiş. Kral hemen kızlarını çağırtmış. Prensesler babalarının karşısına çıktıklarında başlarını öne eğmişler. En küçük prenses bir adım öne çıkmış.
“Babacığım, seni üzmek istemedik.” demiş. “Ama sarayın içinde o kadar uzun süre kapalı kalıyorduk ki dışarıdaki hayatı, müziği, arkadaşlarımızı çok özlüyorduk. Sana söylemeye cesaret edemedik. Bu yüzden gizli bir yol bulduk.”.

Diğer prensesler de kardeşlerini desteklemiş. Kral kızlarına uzun uzun bakmış. O anda onları korumaya çalışırken ne kadar sıkıştırdığını fark etmiş. İçinden, “Korkum yüzünden onların sesini duymamışım.” diye geçirmiş. Sonra yumuşak bir sesle konuşmuş.
“Ben sizi korumak isterken özgürlüğünüzü de unutmuşum.” demiş. “Bundan sonra birbirimize gizli yollar değil, açık sözler bulacağız.” Prensesler babalarına sarılmış. O günden sonra kral, kızlarının güvenle dışarı çıkmasına, arkadaşlarıyla görüşmesine ve dans gecelerine katılmasına izin vermiş. Elbette prensesler de artık nereye gittiklerini saklamamışlar
❤ BÜYÜLÜ BİR MASAL DAHA SİZİ BEKLİYOR ➸ RAPUNZEL OKU
SONSUZA KADAR MUTLU YAŞADILAR
Kral, genç delikanlıya dönmüş. “Sırrı çözdün. Ama daha önemlisi, dikkatle bakmayı ve doğru zamanda doğru sözü söylemeyi bildin.” demiş. “Dile benden ne dilersen.” Genç delikanlı en küçük prensese bakmış. Prenses de ona gülümsemiş. Birbirlerini tanımak için zaman istemişler. Kral bu isteği memnuniyetle kabul etmiş. Günler geçtikçe aralarında güzel bir sevgi doğmuş. Sonunda sarayda büyük bir düğün yapılmış; bu kez bütün kapılar açık, bütün davetliler davetli, bütün ayakkabılar da dans etmeye hazırmış.
On iki prenses artık gizlice değil, neşeyle ve izinle dans etmeye gitmiş. Kral da bazen uzaktan müziği dinler, kızlarının kahkahalarını duydukça gülümsermiş. Gökten on üç tane iri kırmızı elma düşmüş. On iki elmayı prensesler kapmış, son kalan elma da bu masalı dinleyip çok seven çocuğa kalmış. Masal da burada bitmiş.
EBEVEYN SORULARI: Masal Üzerine Sohbet Edelim
Masalı bitirdikten sonra çocuğunuzla bu sorular üzerine konuşarak; onun empati yeteneğini, analitik düşünme becerisini ve duygusal farkındalığını destekleyebilirsiniz. Çocuğunuzun en ilginç cevabını yorumlarda bizimle paylaşın!
- Duygu Analizi: Prensesler neden gizlice dans etmeye ihtiyaç duymuş olabilir?
- Sorumluluk: Sence kral başta fazla mı korumacıydı?
- Seçim Anı: Genç adam ilk iki gece neden başarısız oldu?
- Empati: Küçük prenses yerinde olsaydın babana ne söylerdin?
- Değer: Bu masal bize özgürlük ve dürüstlük hakkında ne anlatıyor?
4 Yorum
Evt
Güzel bir site tavsiye ederim
28.10.23 00:51
Minik bebişim bu masalla uyudu.
Benim minik kelebeğim bu masalı okuduğumda hemen uyudu ve aşırı güzel uyudu bu siteye çok teşekkür ediyorum bundan sonra bebeğimi hep bu masallarla uyuyatacağım