Albert Einstein Masalı
Merhaba… Benim adım Albert ve bu benim masalım ama bugüne kadar bildiğin masallar gibi değil, bu daha gerçek hatta çok gerçek!

Koca kafalı bir bebek olarak doğmuşum. Büyükannem beni gördüğünde şaşkına dönmüş. Minik ellerim, minik parmaklarım, küçücük ayaklarım varmış… ama kafam! İşte o kocamanmış. Önce benim hasta olduğumu düşünmüşler ama her şey normalmiş. Buna rağmen tüm bebekler 1-2 yaşına geldiğinde konuşurken ben 3 yaşıma geldiğimde bile hâlâ konuşmayı öğrenememişim. Büyük kafamın pek de dolu olmadığını düşünmüşler.

Annemin, beni kucağına oturtup saatlerce bazı kelimeleri söyletmeye çalıştığını hatırlıyorum ama nafile! En sonunda bir şeyler söylemeye başladığımda ise kimsenin beni anlamaması çok tuhaftı. Bir süre böyle devam etti. Kelimeleri yanlış söylediğim için beni anlamakta zorlanıyorlardı. Ama ben her şeyi kendi hızımda öğreniyordum. Bu kolay değildi… ama benim için önemli olan düşünmekti. Evet, henüz 4 yaşındayken mesela en önemli işim hayal etmekti. Bir çocuğun hayal etmekten başka kafasına takacak neyi olabilirdi ki…

Arkadaş çevremde de durum pek farklı değildi. Ben zor bulmacaları çözmeyi, yapboz yapmayı ve iskambil kağıtlarından gökdelenler yapmayı severdim. Diğer çocuklar benimle alay ederdi.
Çok sıkıcısın diyenler, kafanın içi boş diyenler olurdu. Pek aldırış etmezdim çünkü hayal kurmak düşünmemi sağlardı ve ben düşünmeyi çok severdim.

❤ FARKLI BİR MASAL KEŞFEDİN ➸ ÇOCUKLAR İÇİN FRİDA KAHLO MASALI
PUSULA BÜYÜLEYİCİ BİR ŞEY!
Çocukluk yıllarımda beni en çok etkileyen şey ise bir gün babamın bana verdiği bir hediye oldu. Aslında hastalanmıştım ve doktor bir süre yatakta kalmamı söylemişti. Babam o gün elinde küçük bir kutu ile geldi.
“Al bakalım belki bu seni biraz eğlendirir” dedi ve elindeki kutuyu bana verdi. Kutuyu açtım içinden metal, ilginç, yuvarlak bir şey çıktı. Şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Babam “Bu bir pusula Albert. Kaşifler yönlerini bulmak için bunu kullanırlar” dedi. Nasıl olduğunu sorduğumda babam metal kapağı açtı. İçinde dört farklı yönü gösteren işaret ve ince bir iğne vardı. Yönleri yeni öğreniyordum. Güneşin doğduğu yön doğu, güneşin battığı yön ise batıydı. Kuzeyi ise bu pusula sayesinde öğrendim. Pusulanın içindeki ince iğne daima kuzeyi gösteriyordu. Bu nasıl olabilirdi? Çok şaşırmıştım. Yataktan fırladım.

– Peki bu yöne çevirsem ne olur?
– İğne kuzeyi gösterir.
– Peki ya tam ters yöne dönsem?
– İğne yine kuzeyi gösterir Albert
– Baş aşağı durursam?
– Kuzeyi gösterir oğlum.
Tüm odayı dolanmıştım. Ben döndükçe iğne de dönüyor ve hep aynı yönü yani kuzeyi gösteriyordu.
Pusula bana sihir gibi gelmişti. İçinde görünmeyen bir güç vardı ve hep aynı yönü gösteriyordu. O gün, her şeyin arkasında keşfedilmeyi bekleyen bir düzen olduğunu anladım. Bu içinde yaşadığımız kocaman dünyayı düşündüm. Yıldızları ve hatta gezegenleri… Tüm evrenin arkasında bir düzen ve bu düzenin bir bilgisi vardı. Henüz 4-5 yaşındaydım. Bu akıllı minik kutu bende çok derin bir etki yaratmıştı. Onun bu kadar sistemli bir şekilde çalışmasını sağlayan bir güç vardı, tıpkı tüm bu evren gibi o da kendine has bir gizemle doluydu.
Artık her şeye karşı çok daha meraklıydım.

DÜNYANIN SİSTEMİ ÜZERİNE DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ HİÇ?
Dokuz yaşıma geldiğimde ilgi alanlarımda değişti. İskambil kağıtlarından yüksek binalar inşa etmeye başlamıştım. Tüm kağıtları üst üste diziyor ve devrilmeden yükselmelerini sağlayabiliyordum. Beni izleyen kız kardeşim her bir kat yükseldiğinde devrileceğini düşünüyordu, ben de ona “Devrilmez çünkü temeli oldukça sağlam.” diyordum. Her şeyin bir düzeni vardı… ve ben o düzeni anlamayı çok seviyordum.
Müziği de çok seviyordum. Onun da inanılmaz bir dengesi ve sistemi vardı. En sevdiğim enstrüman kemandı. Siz hangi müzik aletlerini seviyorsunuz? Ben keman çalmaya bayılıyordum çünkü benim düşünmemi sağlıyordu. Çalarken müziğin büyüleyici sistemini görebiliyordum.

Ben Albert! Albert Einstein… Bugün birçok insan benim dahi olduğumu söylüyor, oysa küçükken hepsi bana tuhaf bakıyor, sadece çok hayalperest bir çocuk olduğumu düşünüyorlardı. Öğretmenlerim bile bazen beni anlamıyordu. Hatta düşünme zorluğu yaşadığımı, saçma sapan şeyler hayal edip durduğumu ve hiçbir işe yaramadığımı söyleyenler bile olmuştu. Oysa bana göre meraklı olmak ve büyük hayaller kurabilmek hiç de saçma değildi.
GEOMETRİYE OLAN SEVGİM
Size hayata bakış açımı değiştiren bir şey daha anlatmak istiyorum. O sıra 6. sınıfa gidiyordum. Evimize yemeğe gelen bir tıp öğrencisinden çok şey öğrendim. Adı Max Talmud’tu. Anne ve babamın bu kibar misafiri ile sohbet etmeyi çok seviyordum. Bana bazı kitaplar getiriyordu. Bir keresinde bir geometri kitabı getirdi. Geometri kitabı da tıpkı pusula gibi beni çok etkilemişti. O kadar çok merak etmiştim ki, tüm kitabı kısa zamanda okuyup bitirdim. Geometri kitabı beni çok etkilemişti. Okudukça daha çok merak ediyor, tekrar ettikçe daha iyi anlıyordum.

12 yaşıma geldiğimde matematikte çok ilerlemiştim, geometri ve cebir işlemlerini yapabiliyordum. 15 yaşıma geldiğimde ısrarlı tekrarlarım ve meraklı çalışmalarım sayesinde kalkülüsü çözmüştüm. Bana kitaplar getiren Max bir gün benim için, “Bu çocuk çok zeki, ben tıp okuyorum ancak o bu küçük yaşta benden çok daha fazla şey biliyor” demişti.
Matematiğin muazzam sistemi beni çok meraklandırıyordu. Sayılarla ve problemlerle uğraşmak, yaşama dair birçok şeyi çok daha iyi anlamama sebep oldu ama bu okulda tüm derslerimin süper olduğu anlamına gelmiyordu. Evet evet! Okul notlarım harika sayılmazdı. Bazı dersleri oldukça sıkıcı bulabiliyordum, hatta üniversitede madde ve enerji dersinden tüm sınıfın en düşük notunu almıştım.

Ama tabii ki okulumu bitirip mezun oldum. İsviçre’de bir patent bürosunda iş bulup çalışmaya başladım. İşim yeni icatlar için yapılan başvuruları incelemekti. İnsanlar o kadar çok şey düşünüyor ve icat ediyorlardı ki… Hepsini okuyup incelemek bir hayli zordu. Patent bürosunda çalışırken tüm yeni icatların önce bir hayalin ürünü olduğunu anladım. Ara sıra kendi hayal ettiğim düşünceler üzerine de düşündüğüm oluyordu; acaba onlar da yepyeni bir icat olabilirler miydi?
Patent bürosunda çalışırken hayal etmekten vazgeçmedim. Kendi düşüncelerimi çok değerli buluyor, her gün onları biraz daha derinleştiriyordum. Siz de bazen hiç kimsenin daha önce düşünmediği şeyler düşünüyor musunuz?
❤ FARKLI BİR MASAL KEŞFEDİN ➸ KURŞUN ASKER MASALI
YER ÇEKİMİ VE ENERJİ
Bugün dünyanın en zeki insanı olarak tanınmamı sağlayacak düşüncelere beni götüren şey güçlü hayal gücümdü. 28 yaşıma geldiğimde hayal gücümden hiçbir şey kaybetmedim. Her zaman düşünüyor, düşünürken bol bol hayal kuruyordum.
Sonra bir gün hayallerimin geometri ve matematik bilgimle birleştiğini fark ettim ve bugün dünyaca tanınan, herkes tarafından bilinen ve kabul gören o formülü buldum.
E = mc²!
Enerji = Kütle x ışık hızı²
Bu formül için günlerce gecelerce düşünmüş, hayallerimi bilgimle birleştirmiştim. Tüm dünyanın sistemini anlatan tek bir formül olabilir miydi… ben onu bulmuştum. Bu küçük rakamlar, evrende gördüğümüz her şeyin aslında enerjiyle birbirine bağlı olduğunu anlatıyordu.

Ama tabii ilk başta durum eski günlerden farklı olmadı. Herkes benim çıldırmış olduğumu ve bunun çok saçma bir hayal olduğunu söylediler. Çoğu büyük bilim insanının bugüne kadar doğru kabul ettiği fikirleri sorguluyordum çünkü ben herkesin doğru olduğunu düşündüğü birçok şeyin doğru olmadığını düşünüyordum. Önce beni kimse ciddiye almadı. İnandığım yolda yürümekten hiç vazgeçmedim. Formülümün üzerine çok çalışmıştım ve ona inanıyordum.
İnsanlar çoğu zaman yeni olan şeyler hakkında pek de iyi düşünmezler. Onları ikna etmek oldukça zor olabilir ancak ben yılmadım ve pes etmedim. Onlara kendimi anlatmamın birçok yolunu denedim. Sonunda ne oldu biliyor musunuz?
Yıllar geçti… ve evet başardım.

Fizik dalında bir Nobel Ödülü aldım. Bu 3 harften oluşan formülüm (E = mc²) ve onun adına “görelilik teorisi” diyordum. Tüm dünyadaki bilim insanlarının evrene, dünyaya ve uzaya bakış açısını değiştirdi.
Ben Albert Einstein… Ben meraklı olmaktan ve kendi kendime “Neden” diye sormaktan asla vazgeçmedim. Umarım sen de her zaman meraklı olur ve her şey hakkında sorular sormaktan, cevapları aramaktan asla vazgeçmezsin. Unutma; ne kadar çok soru sorarsan, o kadar çok yanıt bulacaksın.
Çünkü emin ol, dünyada ne kadar çok soru varsa, bir o kadar fazla yanıt var demektir.
Ben Albert Einstein, yaklaşık 100 yıl önce yaşadım ve tüm dünyanın sorduğu sorulara önemli yanıtlar buldum.
Şimdi artık bulunması gereken “yanıtlar” seni bekliyor.
Einstein’ın merak dolu düşüncelerini sevdiyseniz, bu kez yıldızlara bakıp “Acaba oraya gidilebilir mi?” diye düşünen Bir Astronot Masalı: Neil Armstrong ile yeni bir keşif yolculuğu başlayabilir.
EBEVEYN SORULARI: Masal Üzerine Sohbet Edelim
Masalı bitirdikten sonra çocuğunuzla bu sorular üzerine konuşarak; onun empati yeteneğini, analitik düşünme becerisini ve duygusal zekasını destekleyebilirsiniz.
Çocuğunuzun en ilginç cevabını yorumlarda bizimle paylaşın!
- Farklılık: Albert küçükken neden “tuhaf” görülmüş olabilir? Sence farklı olmak kötü bir şey mi?
- Öz-Yeterlilik: Albert konuşurken kelimeleri içinden tekrar ediyormuş. Sen zorlandığında kendine nasıl yardım ediyorsun?
- Merak: Pusula Albert’te hangi “Neden?” sorusunu doğurdu? Senin en güçlü “Neden?” sorun ne?
- Azim: İnsanlar Albert’e inanmayınca o ne yaptı? “Vazgeçmek” ile “yöntem değiştirmek” arasındaki fark ne?
- Öğrenme: Albert bazı dersleri sıkıcı bulmuş ama yine de öğrenmiş. Sence “sevdiğin şey” ile “gerekli olan şey” nasıl dengelenir?
- Hayal Gücü: Albert’e göre hayal kurmak neden önemliydi? Hayal kurmak, düşünmeye nasıl yardım eder?
Mini Özet
Albert, küçükken geç konuştuğu ve farklı düşündüğü için anlaşılmakta zorlanır; yine de hayal etmeyi ve merak etmeyi bırakmaz. Bir pusula ve sonra geometri, onun “dünyanın bir sistemi var” fikrini büyütür; düzeni anlamak için sabırla tekrar eder, çalışır ve kendi yolundan gider. Zamanla hayal gücü ile bilgisini birleştirerek büyük keşiflere ulaşır ve “Neden?” sorusunun gücünü herkese hatırlatır.