Bir varmış, bir yokmuş… Yemyeşil otların uzadığı, turuncu havuçların şapka gibi göründüğü güzel bir tarlada, küçücük bir tepecik varmış. Tepeciğin yanında papatyalar sallanır, sabahları çiy damlaları parıldarmış. Tepeciğin altında, yuvarlak kapılı minicik bir tavşan yuvası bulunurmuş. İçerisi kuru otlarla yumuşacık yapılmış, sıcacık ve mis gibiymiş.
İşte o yuvada, tüyleri masmavi, burnu minik minik oynayan, kulakları uzun mu uzun Uykucu Mavi Tavşan yaşarmış. Kulakları o kadar yumuşakmış ki, uyku vakti gelince iki küçük battaniye gibi omuzlarına düşermiş. Bu minik tavşanın bembeyaz iki ön dişi varmış. Sevinince yerinde duramaz, zıp zıp zıplar; meraklanınca kulaklarını dimdik kaldırırmış. Yorulunca da pofuduk kuyruğunu sallaya sallaya yuvasına koşarmış.
O sabah güneş havuç yapraklarının üstüne usulca vururken, Uykucu Mavi Tavşan burnunu yuvasından dışarı çıkarmış. Havayı koklamış. Mis gibi toprak kokuyormuş. Hop… Bir hop daha… Minik mavi tavşan kendini havuçların arasına atıvermiş. Havuç onun en sevdiği kahvaltıymış… Sabahları çıtır çıtır havuç kemirir, bazen tatlı bir elma bulursa ona da çok sevinirmiş. O sabah da iştahla kahvaltısını yapmış. Sonra burnunu silkelemiş. Kulaklarını dikmiş. Meraklı minik tavşan için güzel bir gün başlıyormuş.
Çimenler hala serinmiş. Rüzgar beyaz papatyaları hafif hafif sallıyormuş. Mavi minik tavşan mis kokulu papatyaların arasına sokulmuş ve kelebekleri beklemeye başlamış. Önce bir kaç bal arısı papatyaların tadına bakmaya gelmiş. Ardından uğurböcekleri görünmüş. Çok geçmeden kırmızı kocaman kanatlarıyla iki tatlı kelebek papatyaların üzerinde dans etmeye başlamış.
Uykucu Mavi Tavşan kelebeklerin dansını izlemeyi çok seviyormuş. Kelebekler bir o yana bir bu yana uçarken bizim tavşanın gözleri kapanmaya başlamış. “Sabah şekerlemesi için ideal bir zaman” diye düşünmüş içinden ve tatlı bir uykuya dalmış.
Bu kısacık uykular ona enerji veriyormuş. Gözlerini açtığında pamuk gibi yumuşacık bir karahindiba tohumu onu selamlamış. Tohum, rüzgârın yardımıyla bir sağa gidiyor, bir sola gidiyormuş. Uykucu Mavi Tavşan gözlerini kısarak onu izlemeye başlamış. Tohum ona doğru yaklaşınca burnu hafifçe kıpırdamış… biraz daha kıpırdamış… Sonra da… “Hapşuu!”
Minik tavşan dayanamamış ve hapşırmış. Karahindiba tohumu havalanıp küçük beyaz parçalar gibi etrafa dağılmış. Uykucu Mavi Tavşan onları yakalamak için bir o yana bir bu yana zıplamaya başlamış. Birkaçına dokunmuş ama narin tohumlar rüzgârla birlikte usulca uzaklaşmış.
Mavi tavşan o sırada karnının acıktığı fark etmiş. Burnunu havaya kaldırmış. Bir sağa bakmış, bir sola bakmış. Sonra otların arasından hoplaya hoplaya ilerlemeye başlamış. Az gitmiş, uz gitmiş, derken burnuna taze lahana kokusu gelmiş. Kokuyu takip edip büyük bir yaprağın yanına kadar gelmiş. İşte kıtır kıtır tatlı bir lahana!
Bu, Uykucu Mavi Tavşan’ın havuç ve elmadan sonra en sevdiği yiyecekmiş. Tam ilk lokmasını alacakken, yaprağın dibindeki yuvarlak taşı fark etmiş. “Bu taş biraz garip duruyor…” diye düşünmüş içinden. Tam o anda taşın başı çıkmış. Sevimli bir kaplumbağa yavrusu yavaşça gözlerini açmış.
Uykucu Mavi Tavşan bir hop geri sıçramış. Kaplumbağa ise hiç acele etmeden bir adım atmış. Sonra bir adım daha. Mavi Tavşan onu biraz izlemiş. Biraz daha izlemiş.
Sonra esnemiş.
“Ne kadar yavaş…” diye düşünmüş. Kaplumbağayı izlerken canı yine uyumak istemiş ama önce lezzetli lahanasını bitirmeliymiş. Kaplumbağayı izlerken canı yine uyumak istemiş ama önce lezzetli lahanasını bitirmeliymiş. Kıtır kıtır birkaç lokma daha yemiş. Karnı doyunca burnunu silkelemiş. O sırada kaplumbağa yavrusu ağır ağır yürümeye devam ediyormuş. Ne acele ediyor, ne de duruyormuş. Uykucu Mavi Tavşan merak edip peşinden gitmiş. Birlikte papatyaların arasından geçmişler. Uzun otların yanından dolaşmışlar. Sonunda tarlanın kenarında, büyük bir ağacın gölge yaptığı serin bir yere varmışlar. Orada toprak yumuşacıkmış. Rüzgâr hafif hafif esiyormuş. Yapraklar fısıldar gibi sallanıyormuş. Kaplumbağa yavrusu sessizce gölgeye oturmuş. Uykucu Mavi Tavşan da yanındaki çimlere uzanmış. “Burası tam uyunacak yer.” diye düşünmüş içinden. Kulaklarından biri yana düşmüş. Gözleri ağırlaşmış. Biraz sonra da öğle uykusuna dalmış.
Ne kadar uyuduğunu kendisi bile bilmemiş. Gözlerini yavaşça açtığında burnunun tam karşısında minicik bir salyangoz duruyormuş. Salyangozun iki ince bıyığı havaya kalkmış, o da tavşana bakıyormuş. Uykucu Mavi Tavşan hiç kıpırdamamış. Salyangoz da hiç kıpırdamamış. İkisi bir süre sessizce bakışmışlar.
Sonra salyangoz başını minnacık geri çekmiş. Uykucu Mavi Tavşan gülümsemiş. “Sen de çok yavaşsın.” demiş içinden. Sonra uzun bir esneme yapıp patilerini öne doğru uzatmış. Yeni uyanmış olmasına rağmen canı yine biraz daha uyumak istemiş.
Tam o sırada burnuna taze mis gibi çiçek kokuları gelmiş. Uykucu Mavi Tavşan başını çevirip etrafına bakmış. Ağacın gölgesinden biraz ötede, akşam güneşine hazırlanan minik kır çiçekleri sallanıyormuş. Mavi Tavşan usulca ayağa kalkmış. Önce bir kadife çiçeğinin yanına gitmiş. Sonra küçük pembe bir çiçeğin yanına durmuş. Birini koklamış. Birini yana eğip bakmış. En yumuşak görünenleri seçip dikkatlice toplamaya başlamış.
Biraz sonra ön patilerinde bir kadife çiçeği ve pembe bir çiçekle hoplaya hoplaya ilerlemeye başlamış. Yolun üstünde, ince uzun bir yaprağın üzerinde ilerleyen tombul bir tırtıl görmüş. Tırtıl öyle yavaş gidiyormuş ki, Uykucu Mavi Tavşan “Bugün herkes ne kadar sakin…” diye düşünmüş içinden.
Bir süre tırtılı seyretmiş. Tırtıl yaprağın ucuna gelince durmuş. Mavi Tavşan da durmuş.
Otlar fısıldaşmış. Gökyüzü yavaş yavaş sarıdan turuncuya dönmeye başlamış. İşte o zaman Uykucu Mavi Tavşan elindeki çiçekleri hatırlamış. Harika bir gece uykusu için onları yuvasına götürecekmiş.
Tepeciğine vardığında havuç tarlasının üstünde günün son ışıkları parlıyormuş. Uzakta birkaç kuş son kez ötmüş. Mavi Tavşan başını kaldırıp gökyüzüne bakmış. Bir tane yıldız görünmüş. Sonra bir tane daha. Sonra bir tane daha… Minik tavşan yıldızları saymaya çalışmış ama üçüncü yıldızdan sonra yine esnemiş.
Yuvasının yuvarlak kapısından içeri girmiş. İçerisi akşamları daha da güzel oluyormuş. Küçük yatağı sıcacıkmış. Yatağındaki otlar yumuşacıkmış. Uykucu Mavi Tavşan önce kadife çiçeğini yatağının yanına koymuş. Sonra mor çiçeği başucuna iliştirmiş. Yuvasının içi hafif hafif çiçek kokmaya başlamış.
Sonra ön patileriyle yatağını kabartmış. Bir sağa dönmüş. Bir sola dönmüş. Kulaklarından biri omzuna düşmüş. Sonra öteki de yavaşça yanına inmiş. Sanki iki küçük yumuşak battaniye gibi onu sarıvermişler. Yuvanın kapısından içeri giren ay ışığı, kuru otların üstüne incecik serilmiş. Uykucu Mavi Tavşan o ışığı sessizce izlemiş. Burnu bir iki kez kıpırdamış. Gözleri ağırlaşmış. Patileri gevşemiş. “Şimdi tam uyuma zamanı.” diye düşünmüş içinden.
Biraz sonra da çiçek kokulu, sıcacık yuvasında derin bir uykuya dalmış. O gece rüyasında papatyalar sallanmış, yıldızlar parlamış, havuçlar sessiz sessiz büyümüş.
Uykucu Mavi Tavşan masalı da burada bitmiş.
EBEVEYN SORULARI: Masal Üzerine Sohbet Edelim
Masalı bitirdikten sonra çocuğunuzla bu sorular üzerine konuşarak onun duygusal farkındalığını, dikkat becerisini ve günlük rutinleri anlamasını destekleyebilirsiniz. Çocuğunuzun en ilginç cevabını yorumlarda bizimle paylaşın!
- Gözlem: Uykucu Mavi Tavşan sabah uyanınca ilk olarak neler yaptı?
- Duygu Fark Etme: Sence Mavi Tavşan en çok hangi anlarda mutlu oldu?
- Bedeni Dinleme: Mavi Tavşan uykusunun geldiğini nasıl anlamış olabilir?
- Doğa ve Sakinlik: Kelebekler, karahindiba tohumu, salyangoz ve tırtıl masalı neden daha sakin hissettirmiş olabilir?
- Rutin: Mavi Tavşan gece uykusuna hazırlanırken yuvasında neler yaptı?
- Kendinle Bağ Kurma: Sen uyumadan önce kendini rahat hissetmek için neler yapmak istersin?
Bir Yorum
uykucu pembe kediyi çok seviyoduk, yanına bir de uykucu mavi tavşan eklendi, çok da güzel oldu! emeğinize sağlık.