Bir varmış, bir yokmuş… Orman İlkokulu’nun bahçesine güneş o sabah pırıl pırıl doğmuş. Baykuş Öğretmen sınıfın ortasındaki masaya kocaman bir sepet dolusu cam gibi parlayan, şeffaf ve renkli taşlar bırakmış. Taşlar güneş ışığında öyle güzel görünüyormuş ki sınıfa sanki binlerce minik gökkuşağı dağılmış.

Kirpi taşların bu parıltısını görünce heyecandan yerinde duramamış. İçinde çekingen bir sevinç varmış; geçen haftalarda Mor Tavşan’a karşı kaba davrandığı için hâlâ mahcupmuş. Arkadaşlarının ona kızgın olup olmadığını merak ediyor, bu yüzden bu yeni oyunda her şeyi mükemmel yapmak istiyormuş.
“Haydi çocuklar!” demiş Baykuş Öğretmen. “Gruplara ayrılıp bu cam taşlardan en yüksek kuleyi yapalım. Bakalım güneş ışığı kulenizin içinden nasıl geçecek?”
Kirpi, Sincap ve Kaplumbağa aynı gruba düşmüş. Yan masada Tilki ve Tavşan taşları üst üste dizmek yerine yan yana dizip bir taş treni yapmaya çalışıyorlarmış; Tilki’nin burnu sürekli taşlara çarpıyor, tren devrilince sınıfta kahkahalar yükseliyormuş.
Kirpi’nin grubu ise çok ciddiymiş. Kirpi en alta kocaman, şeffaf bir taş koymuş. Üzerine Sincap mor, Kaplumbağa yeşil bir taş yerleştirmiş. Kule yükseldikçe içinden geçen ışıklar sınıfa harika desenler çizmiş. Kirpi tam en tepedeki sivri taşı koyacakken Sincap heyecanla zıplamış. “Bakın, kulenin gölgesi tıpkı bir şato gibi!” diye bağırırken kuyruğu kuleye hafifçe çarpmış.

Şangırt! Cam taşlar büyük bir gürültüyle yere saçılmış.
Kirpi bir anda donup kalmış. Kulakları ısınmış, elleri titremiş. İçinde bir şey hızla yükselmiş. “Ama bu hiç adil değil!” diye bağırmış Kirpi. “Hepsini yıktın! Saatlerdir bununla uğraşıyordum, sen her şeyi bozdun!” Sincap korkuyla geri çekilmiş, gözleri dolmuş. Baykuş Öğretmen usulca yanlarına gelmiş. Kirpi hâlâ burnundan soluyor, dikenleri sanki fırlayacakmış gibi dik duruyormuş.

“Gerçekten çok üzücü,” demiş Baykuş Öğretmen sakin bir sesle. “O kadar uğraştığınız kulenin bir anda yıkılması insanı çok öfkelendirir. Bir taşın düşmesi koca bir emeği yerle bir etti, değil mi Kirpi?”
Kirpi azar beklerken bu anlayışlı sözleri duyunca duraksamış. “Evet öğretmenim! Sincap hiç dikkat etmiyor, her şey mahvoldu!” demiş ama sesi biraz alçalmış.
“Haklısın,” demiş Baykuş Öğretmen. “Şu an içindeki o sıcak alevi hissediyorum. Dikenlerin bile kızgınlıktan havaya kalkmış. Ama biliyor musun, o alevle kuleyi yeniden yapamazsın; sadece ellerini yakarsın. Haydi gel, o alevi biraz soğutalım.”
Baykuş Öğretmen Kirpi’ye Dört Köşe Nefesini göstermiş. Kirpi önce isteksizce, sonra derin derin nefes almış. Bir, iki, üç, dört… İçindeki yakıcı hissin yavaş yavaş ılık bir rüzgâra dönüştüğünü fark etmiş. Ellerinin titremesi geçmiş, dikenleri sakinleşmiş.
Kirpi yerdeki taşlara bakmış. Sonra Sincap’ın üzgün yüzünü görmüş. “Aslında… sen bilerek yapmadın,” diye mırıldanmış. “Sadece çok sinirlendim çünkü o gökkuşağı ışıklarını çok sevmiştim.”
Sincap gülümseyerek yerden en parlak taşı almış. “Biliyorum Kirpi, ben de çok üzüldüm. Haydi bu sefer kulenin etrafına devrilmesin diye destek taşları koyalım, ne dersin?”
Kirpi’nin hoşuna gitmiş bu fikir. Yeniden başlamışlar. Bu kez Tilki’nin grubundan gelen komik düşme seslerine onlar da gülmüşler. Hatta bir ara taşlardan birini Kaplumbağa’nın kabuğuna koyup onu yürüyen bir kristale benzetmişler.

Günün sonunda Kirpi’nin kulesi eskisinden bile daha yüksek olmuş. Güneş tam kulenin tepesinden vurunca sınıfın tavanı tıpkı bir yıldız tarlası gibi parlamış. Kirpi eve dönerken öfkelenmenin ansızın gelen bir yağmur gibi olduğunu, bekleyip nefes alınca güneşin yeniden çıkabildiğini düşünmüş.
Masal da burada bitmiş.

Masal Sonu Mini Özet
Kirpi, emeği yıkıldığında içindeki sıcak öfkeyi fark etti. Nefes alarak o duyguyu yönetti ve yeniden denemeyi seçti. En yüksek kule, en sakin kalple kuruldu.
Ebeveyn Soruları
-
Kule yıkıldığında Kirpi’nin içinde ne oldu sence?
-
Öfke geldiğinde bedeninde nereler ısınıyor?
-
Sincap bilerek mi yaptı, yoksa kaza mıydı?
-
Yeniden yapmak neden ilkinden daha güçlü oldu?
-
Senin kulen yıkılsa ne yapardın?
-
Öfke yağmur gibiyse, senin güneşin ne?