Bir varmış, bir yokmuş… Yemyeşil Orman’da minik bir kaplan yaşarmış. Adı Tırmık’mış. Tırmık’ın turuncu tüyleri ve pırıl pırıl bir topu varmış. Bu top pat pat pat diye seker, güm diye dururmuş. Tırmık topuyla tek başına oynamış. Topu uzağa fırlatmış: “Vıjjjt!” Top gitmiş, gitmiş… Uzakta bir yerde tıp diye durmuş. Tırmık beklemiş, beklemiş… Ama top kendi başına geri gelmemiş. Orada öylece susmuş. Tırmık topun yanına gitmiş ve topa bir kez daha vurmuş; top yuvarlanmış, yuvarlanmış, yuvarlanmış.
Tırmık topa bakmış, top yine uzaktaymış. O sırada arkadaşı minik kaplan Leo gelmiş. Tırmık hemen topun yanına gitmiş, onu sıkıca tutmuş. “Benim!” demiş. Leo topa bakmış, elini uzatmış. Tırmık topu karnına saklamış, sırtını dönmüş. “HAYIR! BENİM!” demiş. Tırmık’ın yanakları ısınmış, kalbi pıt pıt pıt diye hızlıca atmış. Annesi olsaydı, Tırmık’ı hafifçe kucaklar, bu sahiplenme hissinin yanında olduğunu hissettirirmiş.
Leo durmuş. “Tamam,” demiş. “Top senin. Ben sadece dokunacağım.” Tırmık bir nefes almış: “Huuuffff.” Bir nefes vermiş: “Puuuuuffff.” Tırmık bakmış; Leo kaçmıyor, topu da almıyor. Tırmık topu Leo’ya doğru itmiş: yuvarlan yuvarlan yuvarlan… Leo topu tutmuş ve hemen geri atmış: “BUM!” Top Tırmık’a geri gelmiş. Tırmık’ın gözleri kocaman açılmış. Top geri geldiği için çok mutlu olmuş.
Sonra Tırmık topu tekrar Leo’ya atmış, Leo tutmuş. Leo atmış, Tırmık tutmuş. At–tut, at–tut… Top bir o yana, bir bu yana pat pat pat diye zıplamış. Tırmık çok gülmüş: “Ha ha ha!” Top bir arkadaşla oynayınca hiç durmamış, hep geri gelmiş. Çünkü topu bir arkadaşla oynamak çok daha eğlenceliymiş.
Güneş batmış, oyun bitmiş. Leo topu Tırmık’a geri vermiş. “Güle güle,” demiş ve evine gitmiş. Tırmık bakmış… Topunu vermiş ama top gitmemiş. Top hâlâ Tırmık’ın yanındaymış. Top başkasıyla oynanmış ama yine Tırmık’ta kalmış. Tırmık topuna sarılmış. Kalbi artık yavaş ve huzurluymuş: pıt… pıt… pıt… Tırmık yatağına uzanmış, topunu yanına koymuş. Gözleri kapanmış… Tırmık uyumuş. Top da yarınki oyun için Tırmık’ın rüyalarını beklemiş.
