Bir varmış, bir yokmuş… Orman İlkokulu’nun en çalışkan öğrencilerinden biri olan Mor Tavşan, artık sabahları vaktinde uyanmayı ve çantasını akşamdan hazırlamayı alışkanlık haline getirmiş. Ancak Mor Tavşan’ın hâlâ çözemediği minik bir huyu varmış; okulda bir şeye çok heyecanlandığında ya da bir oyunun peşine düştüğünde, elindeki eşyayı olduğu yerde unutuverirmiş.

O sabah Baykuş Öğretmen sınıfa elinde renkli haritalarla gelmiş. “Bugün çocuklar, bahçede gizli bir hazine avına çıkacağız. Herkes en sevdiği kalemini ve not defterini yanına alsın, ipuçlarını not edeceğiz,” demiş. Mor Tavşan heyecanla yerinden fırlamış. Akşamdan çantasına koyduğu, ucu hiç kırılmayan meşhur turuncu kalemini çıkarmak istemiş. Ama o da ne? Çantasının o gözü bomboşmuş. “Ama ben bunu akşam buraya koymuştum,” diye mırıldanmış.

Bir an durmuş, düşünmüş. Kulakları hafifçe düşmüş. Dün teneffüste Sincap’la ağaçların arasında koştururken resim çizmek için kalemini çıkardığını, sonra meyve suyu içmeye gidince kalemi orada bıraktığını hatırlamış. “Eyvah!” demiş. “Kalemim bahçede kalmış olmalı.”
Tam o sırada Sincap yanına gelmiş, elinde Mor Tavşan’ın matarası varmış. “Mor Tavşan, bunu oyun parkındaki kaydırağın tepesinde buldum, yine unutmuşsun,” demiş. Mor Tavşan matarayı almış ama kalemi hâlâ yokmuş.

Baykuş Öğretmen, Mor Tavşan’ın kulaklarının düştüğünü fark edince yanına süzülmüş. “Mor Tavşan, görüyorum ki eşyaların bugün seninle gelmek istememiş,” demiş yumuşak bir sesle. “Belki de Kayıp Eşyalar Krallığı’na gitmeye karar vermişlerdir.”
“Kayıp Eşyalar Krallığı mı? Orası neresi öğretmenim?” diye sormuş Mor Tavşan merakla. Baykuş Öğretmen onu koridorun sonundaki büyük, ahşap kutunun yanına götürmüş. Kutunun üzerinde kocaman harflerle “Kayıp Eşyalar” yazıyormuş. Mor Tavşan kapağı araladığında gözlerine inanamamış. Turuncu kalemi oradaymış. Yanında geçen hafta kaybettiği çizgili atkısı, en sevdiği resim fırçası ve matarası için aldığı yedek kapak bile duruyormuş.

“Burası neden bu kadar kalabalık öğretmenim?” diye sormuş. Baykuş Öğretmen bilgece gülümsemiş. “Çünkü bu eşyalar kendilerine bir yuva arıyorlar Mor Tavşan. Onları işin bittiğinde çantana koymak yerine arkanda bıraktığında, kendilerini yalnız hissedip buraya sığınıyorlar. Sorumluluk almak, sadece eşyayı hazırlamak değil; ona gittiği her yerde eşlik etmektir.”
Mor Tavşan eşyalarını tek tek alırken çok mahcup olmuş. Kalemine eğilip “Özür dilerim. Seni bir daha yalnız bırakmayacağım,” diye fısıldamış.
O gün hazine avı bittiğinde Mor Tavşan her zamanki gibi eşyalarını yere fırlatıp Sincap’ın peşinden koşmamış. Önce kalemini kalemliğine, defterini çantasına koymuş. Sonra bir adım geri çekilip oturduğu yere bakmış. “Tamam,” demiş kendi kendine. “Kimse geride kalmadı.”
Sincap şaşkınlıkla seslenmiş: “Mor Tavşan, haydi gelsene. Oyun başlamak üzere.” Mor Tavşan gülümseyerek cevap vermiş: “Eşyalarımın Kayıp Eşyalar Krallığı’na gitmesine izin veremem Sincap. Onlar benim maceramın bir parçası, her zaman yanımda olmalılar.”

Akşam eve döndüğünde Mor Tavşan sadece çantasını hazırlamakla kalmamış; gün boyu kullandığı her şeyi tek tek kontrol etmiş. Annesine sarılıp “Bugün hiçbir eşyamı okulda yalnız bırakmadım anne. Hepsi benimle eve döndü,” demiş. O gece Mor Tavşan mışıl mışıl uyurken, çantasının içindeki eşyaların da kendilerini güvende hissederek uyuduğunu hayal etmiş. Bir şeye sahip çıkmanın, onu sadece taşımak değil, ona değer vermek olduğunu öğrenmiş.
Masal da burada bitmiş.
