Bir varmış bir yokmuş… Ormanın derinlerinde, yemyeşil yaprakların arasında, sabahın ilk ışıklarıyla uyanan Mor Tavşan varmış. Bu onun ilk okul günüymüş. Geceden çantasını hazırlamış: havuç desenli defterini, böğürtlen kokulu silgisini, fındık kabuğundan yapılmış kalem kutusunu özenle içine koymuş. Ama kalbi sanki göğsünden fırlayacakmış.
“Ya kimse benimle konuşmazsa?” diye düşünmüş. Sonra hemen ardından içi kıpır kıpır olmuş: “Ama ya bir sürü yeni şey öğrenirsem, yeni oyunlar keşfedersem?”
Mor Tavşan okulun kapısına vardığında gözleri kocaman açılmış. Karşısında koca bir meşe ağacının gövdesine kurulmuş “Orman İlkokulu” yazıyormuş.

Kapıda gözlüklü, bilge Baykuş Öğretmen duruyormuş. Baykuş kanatlarını açarak gülümsemiş:
“Hoş geldiniz yavrularım. Hepiniz yeni bir yolculuğa çıktınız. Heyecanlanmak çok normal, çünkü ben de ilk dersime girdiğim günü hâlâ hatırlıyorum.”
Mor Tavşan derin bir nefes alıp içeri girmiş. Kalbi o kadar hızlı çarpıyormuş ki sanki göğsünden fırlayıp sıraların arasına yuvarlanacakmış. Kapının önünde biraz duraksamış ama Baykuş Öğretmen kanadıyla işaret edince cesaretini toplayıp içeri adım atmış. Sıralar pırıl pırılmış, hepsi ormanın en sağlam kütüklerinden yapılmış. Mor Tavşan boş bir sıranın ortasına doğru yönelmiş, kulakları heyecandan zangır zangır titriyormuş. Çantasını kucağına sıkıca bastırarak oturmuş. Az sonra yanına uzun tüylü, parlak gözlü bir tilki oturmuş. Tilkinin yürüyüşü öyle kendinden eminmiş ki sanki yıllardır bu sınıfın başkanıymış. Kuyruğunu kabartıp sıraya yerleşmiş ve çevresine kurnaz bir gülümsemeyle bakmış.

“Benim hiç korkum yok.” dermiş bakışları.
Mor Tavşan’ın kalbi daha da hızlanmış. İçinden “Demek herkes cesur, bir tek ben korkuyorum. Keşke buradan hemen çıkabilsem.” diye geçirmiş. Gözleri dolmaya başlamış, kulakları daha da düşmüş.Tam o sırada öbür yanında oturan minik sincap dikkatini çekmiş. Sincap öyle telaşlıymış ki sıranın kenarını dişleriyle kemirip duruyormuş. Minicik gövdesi titriyormuş, gözlerinde kocaman bir korku varmış. Mor Tavşan dönüp ona bakınca sincabın da hemen gözleriyle karşılaşmış. Sincap öyle ürkek, öyle telaşlı görünüyormuş ki, Mor Tavşan birden kendi kalbinin sesini unutmuş. O an anlamış ki, korku sadece kendisine ait değilmiş. Yanındaki sincap ondan da fazla korkuyormuş.
Sincap, hıçkırıkları arasında gülümsemeye çalışmış:
“Ben çok korkuyorum… Ya hiç arkadaşım olmazsa?”
Mor Tavşan burnunu silip hafifçe başını sallamış:
“Ben de korkuyorum. Ama belki… biz arkadaş olabiliriz.”
İkisi de aynı anda gülümsemiş. Kalplerindeki yük hafiflemiş, korkularının arasından minicik bir umut filizlenmiş. Bu sırada, sınıfa giren diğer hayvanlar da Mor Tavşan’ın dikkatini çekmiş. Her hayvan farklı bir haldeymiş:
Kaplumbağa yavaş yavaş sıraya ilerlemiş, sanki hiç heyecanlanmamış gibi ağır ağır çantasını yerine koymuş. Fare minicik adımlarla koşup köşedeki sıraya gizlenmiş, gözleri sürekli kapıya bakıyormuş.
Kurt sırtını kabartıp sanki hiç korkmuyormuş gibi davranmış, ama dikkatli bakanlar onun titrediğini fark edermiş. Karga yüksek sesle “Ben zaten burayı biliyorum!” diye bağırmış, ama sesi gerginliğini ele veriyormuş.
Birkaç minik kuş sessiz sessiz ağlıyormuş; gözlerinden yaşlar yanaklarına süzülüyormuş.
Mor Tavşan o an anlamış: sınıfta herkes farklı görünse de, kim bilir belki de çoğunun kalbi onunki gibi güp güp atıyormuş. Az sonra sınıfın kapısı yavaşça açılmış ve Baykuş Öğretmen içeri girmiş. Üzerinde küçük gözlüklü, biraz da yamuk duran bir ceket varmış. Gözleri pırıl pırıl parlıyormuş ama kanatlarını hafifçe titretmiş.

“Çocuklar…” demiş kısık bir sesle. “Aslında ben de çok heyecanlıyım. Çünkü bu da benim sizinle ilk günüm.” Birden sınıfta bir fısıltı başlamış. Mor Tavşan’ın içi biraz rahatlamış. “Demek öğretmen de heyecanlanıyormuş.” diye düşünmüş. Baykuş Öğretmen yavaşça sıraların arasında dolaşmaya başlamış. Sonra durup bir Kirpiyi kaldırmış:
“Haydi bakalım, sen bize kendini tanıt.”
Kirpi heyecandan dikenlerini kabartmış, o kadar ki yanındaki Fare koltuğa yapışmış. Kirpi titrek sesle,
“Be… ben Kirpi. Dikenlerim… şey… çok… batıyor.” demiş ve hemen yerine oturmuş. Sınıf kahkahalara boğulmuş.

Baykuş gülümseyip sıradaki Kurbağaya dönmüş.
“Peki sen?” demiş.
Kurbağa sahiden de çok heyecanlanmış. Gözleri kocaman olmuş, ağzını açmış ama çıkan tek ses “Vırk!” olmuş. Sınıf kahkahalara boğulmuş. O kadar ki, Mor Tavşan da kendini tutamamış, karnını tutarak gülmeye başlamış. Bir an sonra ürküp kendi gülüşünü fark etmiş. “Ya Kurbağa bana darılırsa? Ya ben de böyle bir şey yaparsam herkes bana gülerse?” diye düşünmüş. İçinde bir endişe kıpırdamış. Ama sonra Kurbağa’ya bakmış. Kurbağa da yüzü kızarsa da hafifçe gülümsemiş. Sanki “Ben de gülebildim, o kadar da kötü değilmiş.” der gibiymiş. Mor Tavşan o an anlamış: gülünmek sandığı kadar korkunç bir şey değilmiş. Çünkü gülenlerin çoğu kötü niyetle gülmüyormuş; sadece komik bir anı paylaşmış oluyorlarmış.
Kalbindeki taş biraz daha hafiflemiş. “Demek ki hata yapmak dünyanın sonu değilmiş.” diye geçirmiş içinden.
Tam bu sırada Baykuş kanadını ona uzatmış.
“Şimdi sıra sende, Mor Tavşan.”
Mor Tavşan derin bir nefes almış, çantasını hafifçe kucaklamış. Sonra ayağa kalkıp kulaklarını dikmiş:
“Ben Mor Tavşan. En çok havuç desenli defterimi seviyorum. Okulda yeni şeyler öğrenmek için çok heyecanlıyım.” demiş.

Sınıf sessizleşmiş. Sonra birden alkışlar başlamış. Fare minik patilerini çırpmış, sincap kuyruğunu sallamış. Mor Tavşan gururla yerine oturmuş. “Oluyormuş! Hem de hiç fena değilmiş.” diye içinden geçirmiş.
Baykuş Öğretmen kanatlarını açıp gülümsemiş:
“Aferin yavrularım. Hepimiz farklıyız ama hepimiz aynı sınıfın parçasıyız. Şimdi… biraz da kurallarımızdan konuşalım.”
“Merdivenlerden inerken birbirimizin kuyruğuna basmayacağız.” (Tüm tavşanlar kahkahalara boğulmuş.)
“Kantinde havuç almak isteyen sıraya girecek, kimse önümüze fırlamayacak.” (Sincaplar iştahla kafalarını sallamış.)
“Ders sırasında konuşmak isteyen kanadını, kulağını ya da kuyruğunu kaldıracak.” (Fare, kuyruğunu havaya kaldırmaya çalışınca herkes gülmüş.)
“Kimse arkadaşının defterini kemirmeyecek.” (Kirpi, dişlerini gösterip espri yapmış: “Benim suçum değil, ben zaten kemiremiyorum!”)
“Ve en önemlisi: Selamlaşmayı unutmayacağız. Günaydın, merhaba, teşekkür ederim… Bunlar okulun büyülü kelimeleri.”
Çocuk hayvanlar hem gülmüş hem de kuralları hemen benimsemiş. Çünkü artık hepsi biliyormuş: kurallar sıkıcı değil, onları güvende ve mutlu kılacak sihirli ipuçlarıymış. Mor Tavşan o günün sonunda anlamış ki, okul sadece derslerden ibaret değilmiş. Yeni arkadaşlar, yeni gülüşler, bazen de minik heyecanlar varmış içinde. Kalbi hâlâ güm güm atıyormuş ama artık korkudan değilmiş… Bu kez meraktan ve sevinçtenmiş.
“Demek ki okul maceraların başladığı yer.” diye düşünmüş ve defterine kocaman bir havuç çizmiş.


(3,58)