Bir varmış, bir yokmuş… Dünya uykuya daldığında, ışıklar pıt diye kapandığında, pofuduk arkadaşı Karanlık yine bebeğin yanına gelmiş. Yumuşacık siyah tüyleriyle onu sarmış ve rüyalar yolculuğuna çıkarmış. Gece sessizmiş ama uzaktan bir ses duyulmuş: tık… tık… tık… Bebek kulaklarını dikmiş, merakla dinlemiş. Karanlık gülümseyip şişko kollarıyla bebeği pışpışlamış. “Korkma biriciğim,” demiş. “O evin saati. Sen mışıl mışıl uyu diye ritim tutuyor. Tık tık… iyi uyu, güzel uyu diyor.”
Annesi bebeğin kulağını hafifçe okşamış. “Sen çok dikkatli bir çocuksun. Sesleri duymayı ve anlamayı seviyorsun. Kulakların en güzel masalları duymak için yaratılmış.” Derken pencerenin dışından başka bir ses gelmiş: vııııhuuu… Bebek Karanlık’a daha sıkı sarılmış. Karanlık kıkır kıkır gülmüş. “Bu rüzgâr,” demiş. “Ağaçtaki yaprakları sallıyor. Hışır hışır… Yapraklar yorganlarını çekiyor, rüzgâr onlara tatlı rüyalar fısıldıyor.”
Sonra mutfaktan bir ses duyulmuş: hıııınnn… Bebek şaşkınlıkla bakmış. Karanlık, pofuduk burnuyla bebeğin burnuna dokunmuş. “Bu buzdolabı,” demiş. “O da yoruldu. Rüyasında taze sütler görüyor ve hafifçe horluyor. Evdeki her şey seninle birlikte uyuyor.” Bebek rahatlamış. Evin içindeki tüm tıklar, vınlar ve hışırlar birleşmiş; kocaman bir Gece Orkestrası olmuş. Hepsi bir ağızdan fısıldıyormuş: “Uyu minik mucize, biz buradayız.”
Karanlık bebeği yavaşça yatağına bırakmış. “Ben buradayım,” demiş. “Sesler burada. Annenle baban yan odada. Hepimiz seni seviyoruz.” Güneş doğana kadar tüm sesler yumuşak bir ninniye dönüşmüş. Bebek, Karanlık’ın pofuduk kollarında, Gece Orkestrası’nın müziğiyle mışıl mışıl uyumuş. Kalbi huzurla atmış: pıt… pıt… pıt… Masal da burada bitmiş.
