Bir varmış, bir yokmuş… Uzak diyarlarda, yemyeşil çayırların ortasında yükselen Elf Tepesi adında bir tepe varmış. Gündüzleri sıradan bir tepe gibi görünse de geceleri büyülü bir saraya dönüşürmüş. Çünkü bu tepenin içinde Elf Kralı ve halkı yaşarmış.
Bir gün, Elf Kralı büyük bir şenlik düzenlemeye karar vermiş. Dünyanın dört bir yanındaki seçkin konukları davet etmiş:
“Bu gece Elf Tepesi’nde büyük bir şölen var! En zarif misafirlerimiz, dağların derinliklerinden ve ormanların kalbinden gelecek!”
Daveti duyan orman ve dağ halkı hazırlıklara başlamış. Dağlardan Cüce Kralı ve adamları, ağaç kovuklarından Yaşlı Meşe ve peri dostları, denizlerden ise Deniz Kralı’nın elçileri gelmeye niyetlenmiş. Hepsi Elf Kralı’nın ihtişamlı sarayını görmek için sabırsızlanıyormuş.
Şölen için hazırlıklar tamamlanmış. Tepede açılan gizli kapılardan geçildiğinde içeride göz alıcı bir salon varmış. Altın ışıklarla parlayan kristal avizeler, duvarları süsleyen incelikle işlenmiş çiçek motifleri, gümüşten yapılmış uzun masalar… Burası gerçek bir rüya diyarıymış!
İlk konuklar gelmeye başlamış. Cüce Kralı, elinde parlak taşlarla süslü bir asa ile girmiş salona. Yanında, en bilge cüceler ve en iyi madencileri varmış. Elf Kralı, onlara gülümseyerek selam vermiş:
“Hoş geldiniz! Tepenin içinde gizlenmiş olan bu güzelliği görmek sizleri mutlu etti mi?”
Cüce Kralı başını sallamış. “Gerçekten göz kamaştırıcı! Ama bakalım dansçılarınız bizim cüce dansçılar kadar yetenekli mi?” demiş ve adamları müziğe başlamış. Neşeli, hızlı ritimler salonu doldurmuş. Elf prensesleri zarif hareketlerle dans ederken cüceler de kıvrak figürlerle onlara eşlik etmiş.
Çok geçmeden, Deniz Kralı’nın elçileri gelmiş. Üzerlerinde ışıl ışıl pullardan yapılmış giysiler varmış. Gözleri deniz gibi derin ve parlakmış. Elf Kralı, onlara dönüp sormuş:
“Denizler altındaki şatolarımız, tepelerimiz kadar güzel mi?”
Deniz Kralı’nın elçisi gülümsemiş. “Bizim deniz mağaralarımızın, mercan saraylarımızın da kendine has bir büyüsü var. Ama sizin tepeleriniz de eşsiz!” demiş.
Gece ilerledikçe, saray daha da büyüleyici hale gelmiş. Müzik yükselmiş, danslar hızlanmış, neşe her yere yayılmış. Elf Kralı’nın kızları, ipekten yapılmış elbiseleriyle döne döne dans etmişler. Yemek masaları lezzetli ikramlarla donatılmış. Ormanın en tatlı meyveleri, dağların en güzel şarapları ve denizlerden gelen incelikle hazırlanmış yiyecekler sunulmuş.
Ancak, şölenin en önemli anı gelmiş! Elf Kralı kızları için damat adaylarını seçecekmiş. En cesur, en kibar ve en yetenekli konukların dans partnerleri dikkatle izlenmiş. Herkes bu seçimin nasıl sonuçlanacağını merak ediyormuş. Ama masal burada sona ermiş…
İnsanlar sabah olduğunda tepeye bakmışlar, fakat gecenin büyüsünden hiçbir iz kalmamış. Yine sıradan bir tepe gibi görünüyormuş. Oysa kimse bilmiyormuş ki, Elf Kralı ve halkı hâlâ oradaymış. Yalnızca gündüzleri saklanıyorlarmış…
Ve böylece Elf Tepesi’nde masallar gibi bir gece yaşanmış, ama o geceyi yalnızca büyülü varlıklar hatırlamış…
