Bir varmış, bir yokmuş… Geniş Ova’da “pat pat” yürüyen küçük bir fil yaşarmış. Adı Momo’ymuş. Momo’nun kulakları kocamanmış, hortumu uzunmuş. Momo çok tatlı bebek bir filmiş ve yumuşacık bir bez takıyormuş. Momo bezle yürürmüş, bezle oynarmış, bezle hoplayıp zıplarmış.
Bir gün banyoda küçük bir lazımlık duruyormuş. Lazımlık maviymiş. Yuvarlakmış. Momo bakmış. Bir adım yaklaşmış. Sonra durmuş. “İstemiyorum,” demiş. Başını iki yana sallamış. Poposunu sıkmış. Bir adım geri gitmiş. Annesi Momo’nun yanındaymış; Momo böyle dediğinde sadece başını sallamış ve sakin bir sesle “Tamam,” demiş.
Lazımlık orada durmuş. Konuşmamış. Momo’yu çağırmamış.
Bir süre sonra Momo’nun karnı “pırrr” diye ses çıkarmış. Poposunda bir tuhaflık hissetmiş. Momo durmuş. Dinlemiş. Hortumunu göbeğine koymuş. Sonra poposuna dokunmuş. İçinde bir tıkırtı hissetmiş ve mırıldanmış: “Geliyor.”
Momo yine de oturmamış. Beklemiş. Bez oradaymış. Bir süre sonra Momo rahatlamış. Derin bir nefes almış: “Huuufff…” Sonra “Bugün değil,” demiş. Lazımlık beklemiş. Momo oyununa dönmüş.
Akşam olmuş. Momo banyoya tekrar gelmiş. Bu sefer lazımlığa biraz daha yakın durmuş. Bakmış. Dokunmuş. Lazımlık soğukmuş ama korkutucu değilmiş. Momo yavaşça oturmuş. Bir an durmuş. Sonra tekrar kalkmış. Gülümsemiş: “Deniyorum.”
Gün bitmiş. Momo pijamasını giymiş. Bez yine üzerindeymiş. Ama Momo artık biliyormuş. Lazımlık oradaymış. Hazır olduğunda sessizce bekliyormuş. Momo yatağına uzanmış. Kulaklarını yastığa koymuş. Gözlerini kapamış. Momo uyumuş. Ova sessizleşmiş. Lazımlık da sessizce beklemiş.
