Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; Orman İlkokulu’nun bahçesindeki ağaçlar altın sarısı yapraklarını dökerken sınıfta büyük bir heyecan başlamış. Baykuş Öğretmen o sabah her gruba gümüş bir kese ve bir harita vermiş. “Çocuklar,” demiş bilgece gülümseyerek, “bugün Büyük Yardımlaşma Günü. Her grubun haritadaki gizli bölgeye gidip, kış uykusuna hazırlanan Kaplumbağa Dede için en lezzetli ve en nadir bulunan Güneş Meyveleri’ni toplaması gerekiyor. Ama unutmayın; bu meyveler nazlıdır, sadece el birliğiyle, elden ele aktarılarak toplanırlarsa ışıklarını korurlar.”
Tilki bu göreve bayılmış. Takım arkadaşları tanıdıkmış: Mor Tavşan, Kirpi ve Sincap. Tilki grubun en hızlısı olduğu için hemen haritayı kapmış. İçinden “Eğer en çok meyveyi ben bulursam, herkes ne kadar zeki ve hızlı olduğumu konuşur,” diye geçirmiş. Ormanın derinliklerine doğru yola çıkmışlar. Mor Tavşan haritayı dikkatle incelemek istemiş, Kirpi taşlı yollarda güvenliği kontrol etmeye çalışmış, Sincap ise dallara göz gezdirmiş. Ama Tilki’nin acelesi varmış.
Bir ara gruptan biraz uzaklaşıp çalıların arasına dalmış ve kayaların arasına sıkışmış dev bir Güneş Meyvesi sepeti bulmuş. Bu sepet muhtemelen başka bir hayvanın topladığı ama orada unuttuğu bir sepetmiş. Tilki’nin içindeki kestirme yol sesi fısıldamış: “Bunu sen bulmuş gibi yap, kimse anlamaz. Hem yorulmamış olursunuz hem de en çok meyveyi siz getirirsiniz.” Tilki meyveleri gümüş kesesine doldururken eli titremiş, kalbi küt küt atmış. Göğsünde ağır bir his belirmiş.
Arkadaşlarının yanına dönmüş ve “Bakın neler buldum! Hepsini tek başıma topladım,” demiş. Sincap sevinçle zıplamış, Kirpi hayranlıkla bakmış. Mor Tavşan “Vay be Tilki, harikasın!” demiş. Ama bu sözler Tilki’nin içindeki ağırlığı daha da artırmış.
Kaplumbağa Dede’nin yuvasına vardıklarında yaşlı kaplumbağa meyvelere bakıp iç çekmiş. Meyveler solgunmuş, altın ışıltıları kaybolmuş. “Neden parlamıyorlar?” diye sormuş Sincap. Kaplumbağa Dede ağır ağır konuşmuş: “Güneş Meyveleri ancak doğru emekle ve dürüstlükle toplandığında şifa verir. İçlerinde yalan varsa ışıkları söner.”
Sessizlik ormana yayılmış. Tilki arkadaşlarının üzgün yüzlerine bakmış. Göğsündeki taş iyice ağırlaşmış. Sonunda başını eğmiş ve “Özür dilerim,” demiş. “Meyveleri ben toplamadım. Hazır buldum ve yalan söyledim. Işık onların değil, benim yüzümden söndü.”
Bir an herkes susmuş. Sonra Kirpi sakin bir sesle “Dürüst olduğun için teşekkür ederim,” demiş. Mor Tavşan haritayı yeniden açmış. “Hâlâ vaktimiz var. Bu sefer birlikte toplayalım.” demiş. Birlikte yeniden yola çıkmışlar. Meyveler elden ele geçmiş. Her dokunuşta biraz daha parlamışlar. Orman küçük güneşlerle aydınlanmış.
Gün batarken Kaplumbağa Dede meyvelerden tatmış ve “İşte şimdi olmuş,” demiş. Eve dönerken Tilki göğsündeki ağırlığın yerini hafifliğe bıraktığını hissetmiş. Adımları yumuşamış. Gümüş kesesi boşmuş ama kalbi doluymuş. Masal da burada bitmiş.
Ebeveynlere Not
