Bir varmış, bir yokmuş… Yeşil Bahçe’de minik bir tavşan yaşarmış. Adı Ponpon’muş. Uzun kulaklı minik tavşan her gün bahçede hop hop hop hoplarmış. Ponpon yumuşak otları hapur hupur yemeyi çok severmiş. Bir gün tabağında turuncu, sert ve çok başka bir şey görmüş. Bu bir havuçmuş.
Ponpon havuca bakmış. Kulaklarını dikmiş. “Hayır!” demiş. Başını öte yana çevirmiş. Yanakları ısınmış. Tüyleri diken diken kabarmış. Omuzlarını yukarı çekmiş, minicik bir top gibi olmuş. Annesi olsaydı, bu reddetme hâlini fark eder, başını yavaşça çevirip “Tamam” der gibi yanında dururmuş.
Ponpon havuca bir daha bakmış. Burnunu havaya kaldırmış. Bir adım geri gitmiş. Havucun tadına bakmak istemiyormuş. Havuç ise orada öylece durmuş. Hiç hareket etmeden, sessizce bekliyormuş.
O sırada bir ses duyulmuş: “Gurul gurul gurul…” Minik tavşanın karnı acıkmış ve sanki “Bana yemek ver” diyormuş. Ponpon durmuş. Karnını dinlemiş. Annesi olsaydı, elini karnına koyar, “Bazen karın böyle konuşur” der gibi yumuşakça dokunurmuş.
Ponpon derin bir nefes almış: “Huuuffff…” Sonra nefesini vermiş: “Puuuuuffff…” Gövdesi biraz gevşemiş. Kulakları yumuşamış.
Ponpon yavaşça tabağa yaklaşmış. Turuncu büyük havucu koklamış. Havuç taze toprak gibi kokuyormuş. Sonra parmağının ucuyla havuca dokunmuş. Havuç biraz soğukmuş. Biraz da sertmiş. Ponpon havucu ağzına yaklaştırmış. Dilinin ucuyla “pıt” diye dokunmuş. Sonra minicik bir ısırık almış: “Kıtııırt!” Ağzında yeni bir su, yeni bir tat varmış. Ponpon çiğnemiş: kart kurt, kart kurt…
Ponpon’un karnı çok mutlu olmuş ve sanki “Teşekkür ederim” demiş. Minik tavşanın yüzü gülümsemiş. Yeni bir şey denemek güzelmiş. Hepsini bitirmemiş ama yeni tadı tanımış. “Tamam,” demiş Ponpon. “Bugünlük bu kadar.”
Güneş batmış. Bahçe uykulu bir sessizliğe bürünmüş. Ponpon yuvasına girmiş, yumuşak tüylerine sarılmış. Karnı tok, kalbi huzurluymuş. Gözleri kapanmış… Ponpon uyumuş.
