Bir varmış, bir yokmuş… Raylı Dağlar’da küçük bir tren yaşarmış. Güneş doğmuş, küçük tren “çuf cuf” diye çalışmaya başlamış. Raylara bakmış. Raylar dümdüz uzanıyormuş. Küçük tren buna çok sevinmiş ve çok hızlı gitmek istemiş.
Hemen harekete geçmiş. Tekerlekleri dönmüş: “Tıkır tıkır, tıkır tıkır…” Sonra hızlanmış, hızlanmış, hızlanmış: “Vınnnnn!”
Birden önünde büyük bir viraj belirmiş. Raylar kıvrım kıvrım uzanıyormuş. Küçük tren yine de yavaşlamamış. Daha da hızlı gitmiş. Raylar ses çıkarmış: “Çatır çutur, çatır çutur…” Tekerlekler sallanmış: “Takır takır takır…” Küçük trenin kalbi pıt pıt, pıt pıt diye çok hızlı atmaya başlamış.
Rayların kenarında bir tabela görmüş. Tabelada kocaman bir işaret varmış. Küçük tren bir an durmuş. Derin bir nefes almış: “Huuuuuffff…” Sonra nefesini vermiş: “Puuuuuffff…”
Küçük tren etrafına bakmış. Rüzgâr “vuuuh vuuuh” diyormuş. Küçük tren yavaşlamış. Tekerleklerinden çıkan sesi dinlemiş. Artık etraf daha sessizmiş. Raylar yeniden düzelmiş. Küçük tren rahatlamış. Kalbi artık daha yavaş atıyormuş: pıt… pıt… pıt…
Küçük tren kendi kendine “Yavaşlamak da çok güzel” demiş.
Gün bitmiş. Küçük tren yavaş yavaş istasyona girmiş: “Çuf… çuff… çuff…” Daha da yavaşlamış, en sonunda motoru susmuş. Küçük tren kendini güvende hissetmiş. İstasyon onun eviymiş. Raylar sıcak ve güvenliymiş. Gözleri kapanmış… Küçük tren uyumuş.
