Bir varmış, bir yokmuş… Rengarenk çiçeklerin olduğu kocaman bir bahçede minik bir kirpi yaşarmış. Bu kirpinin adı Diken’miş. Diken’in en sevdiği şey neymiş biliyor musun? Kırmızı, kocaman, gürültülü mü gürültülü kamyonu! Tekerleri döner dönmez Diken kamyonuna biner, bahçede “Düt düt! Düt düt! Biiiiiip!” diye bağırarak gezermiş.
Bir gün Diken tam virajı alırken… dur! TAK! Karşısına Tavşan çıkmış. Tavşan kamyonun ucundan tutmuş. Diken gözlerini kocaman açmış, kamyonu kendine doğru öyle bir çekmiş ki… “HAYIR! BENİM!” diye bağırmış. Hatta hızını alamayıp kamyonun üstüne bir tavuk gibi oturmuş, kıpırdamamış! Diken’in burnu öfkeden fıs fıs fıs diye titremiş. Tavşan şaşırmış. İkisi de kamyonu bırakmıyormuş. Bir o çekmiş, bir diğeri…
Bahçede bir sessizlik olmuş. Rüzgâr bile durmuş. “Şşşşt…” Diken durmuş. Tavşan’ın ellerine bakmış. Tavşan’ın elleri küçücükmüş. Tam o sırada Diken’in karnından bir ses çıkmış: “Gurrr…” Bu ses sanki “Yoruldum” diyormuş. Diken derin bir nefes almış: “Huuuffff…” Kamyonun üstünden yavaşça kalkmış.
Kamyona bakmış. Sonra Tavşan’a bakmış. Kendi kendine, yavaşça düşünmüş: “Önce ben…” Kamyonu bir kez sürmüş: “Vınnn!” Sonra durmuş. Bir an beklemiş. Sonra içinden yine geçmiş: “Şimdi… Tavşan.” Kamyonu Tavşan’ın önüne doğru pıt pıt diye itmiş.
Tavşan kamyonu almış, bahçede küçük bir tur atmış. Sonra geri getirmiş. Diken bir bakmış ki… kamyon hâlâ oradaymış! Tavşan kamyonu alıp gitmemiş! Diken çok şaşırmış. Meğer beklemek de oyunun bir parçasıymış. Bir o… bir bu… bir o… bir bu…
Güneş yavaş yavaş batmış. Oyun bitmiş. Diken o kadar çok eğlenmiş ki, dikenleri bile yorgunluktan yumuşamış. Kamyonunu yatağının altına park etmiş. Kamyon çok hafif bir ses çıkarmış: “Bip bip…” Diken gözlerini kapamış. Nefesi yavaşlamış. Bahçe sessizleşmiş. Diken uyumuş.
