Bir zamanlar, ormanın derinliklerinde küçük bir kulübede bir anne keçi ve onun yavruları yaşarmış. Mutlu bir hayat süren küçük keçiler çok sevimliymiş, hepsi oyuncak gibiymiş. Anne keçi, tüm anneler gibi, yavrularını çok severmiş ve onları ormandaki vahşi hayvanlardan korurmuş.

Bir gün, anne keçi ormana yiyecek aramaya gitmeden önce yavrularını yanına çağırmış. “Sevgili çocuklarım, ormana gidiyorum. Kapıyı kimseye açmayın. Kurt eve girerse, hepimize zarar verir. Çok kurnazdır, farklı şekillere bürünerek sizi kandırmaya çalışacaktır.”

❤  FARKLI BİR MASAL KEŞFEDİN ➸ UYKU PERİSİ’NİN HEDİYESİ

“Peki onu nasıl tanıyacağız? Diye sormuş küçük oğlaklar. “Kurdun sesi serttir, benim sesim ise yumuşak ve tatlıdır. Onu hemen bu sert sesinden tanıyabilirsiniz.” Diye cevap vermiş anne keçi.

Tam çıkarken anne keçi bir şey daha hatırlamış. Yavrularına dönerek, “Bir şey daha, kurdun ayakları siyahtır, benimkiler ise beyaz. Onu ayaklarından da tanıyabilirsiniz” demiş.

“Merak etme anne, kendimizi koruyabiliriz. Bize güven” demiş yavrular. Anne keçi, yavrularını tek tek öpmüş ve ormana gitmiş.

Kurt uzaktan onları izliyormuş. Anne keçinin gittiğini görünce bir süre beklemiş ve sonra kulübeye gelerek kapıyı çalmış. “Kim o?” diye sormuş yavrular. “Küçük keçiler, kapıyı açın. Anneniz geldi, size güzel yiyecekler getirdim” demiş kurt. Ama yavrular, kurtun sert sesini hemen tanımışlar ve kapıyı açmadan, “Sen bizim annemiz değilsin. Onun sesi tatlı ve güzel, sen kurtsun, bizi kandıramazsın” diye bağırmışlar.

Yavrular, bu sefer gerçekten anneleri olduğunu düşünmüşler. Tam kapıyı açacaklarken biri, “Bekleyin, kapının altından ayaklarına bakın” demiş. Kapının altından baktıklarında kurdun siyah ayaklarını görmüşler ve yine kapıyı açmadan, “Kapıyı açmayacağız. Annemizin ayakları beyaz, sen kurtsun” diye bağırmışlar.

❤  FARKLI BİR MASAL KEŞFEDİN ➸ ARKADAŞIM KARANLIK

Kurt bu sefer çok öfkelenmiş ve fırına gitmiş. Fırıncı, kurdu görünce çok şaşırmış. “Artık vejetaryenim, bu yüzden pasta yiyeceğim. Bana biraz un verir misin?” demiş. Kurt, fırından bir çuval unla çıkmış ve kulübeye yaklaşırken unu ayaklarına dökmüş. Artık ayakları bembeyazmış.

Kurnaz kurt üçüncü kez kapıyı çalmış. “Küçük keçiler, kapıyı açın, anneniz geldi, size ormandan yiyecek getirdim” demiş. “Önce ayaklarını göster, annem olduğunu bilelim” demiş yavrular.

Kurt ayaklarını gösterdiğinde beyaz ayakları görmüşler ve kapıyı açmışlar. Ve ne görsünler, kurt karşılarında duruyormuş.

Yavrular ne yapacaklarını bilememişler, etrafta koşarak bağırmaya başlamışlar. “Kaçmayın, hepinizi yakalayacağım” demiş kurt. Yavrulardan biri masanın altına, diğeri yatağın altına, üçüncüsü bacaya, dördüncüsü mutfağa, beşincisi dolaba, altıncısı perdenin arkasına, yedincisi ise duvardaki büyük saate saklanmış. Ama kurnaz kurt hepsini teker teker bulup yakalamış. Sadece saatin içine saklananı bulamamış. Zaten karnı doyduğu için daha fazla aramayı bırakmış ve uzaklaşmış.

Kulübeye biraz ilerideki büyük bir avluya gitmiş ve bir ağacın altına yatarak uyumaya başlamış. Kısa bir süre sonra anne keçi eve dönmüş.

Kapının açık olduğunu görünce kötü bir şey olduğunu anlamış. Eve girince şok olmuş, masa ve sandalyeler devrilmiş, perdeler yırtılmış, yataklar dağılmış, yastıklar ve çarşaflar yerdeymiş.

Anne keçi yavrularını aramış ama hiçbirini bulamamış. Sonunda en son yavrunun adını çağırdığında yüksek bir ses duymuş, “Anne, büyük saatin içindeyim” demiş yavru keçi.

Anne keçi koşarak saate gitmiş ve yavrusunu oradan çıkarmış. Anne keçi ve yavrusu birbirine sarılmış, yavru keçi ağlayarak olanları anlatmış. “Kurt geldi ve kendini anne gibi gösterdi, biz de kapıyı açtık. O da tüm kardeşlerimi yakaladı” demiş. Anne keçi çok üzülmüş, tek kalan yavrusuyla birlikte avluya doğru gitmişler. Bir süre sonra kurdun ağacın altında uyuduğunu görmüşler. O kadar çok horluyormuş ki ağacın dalları titriyormuş.

Anne keçi kurdu bir süre gözlemlemiş ve karnında bir şeylerin hareket ettiğini fark etmiş. “Aman Tanrım, yavrularım karnında olabilir” demiş. Bir plan yapmış ve yavrusuna, “Eve koş, bana iğne, iplik ve makas getir” demiş.

Yavru keçi eve koşmuş ve kısa süre sonra iğne, iplik ve makasla geri dönmüş. Anne keçi kurdu karnını makasla yarmış ve hemen yavrularını görmüş.

Hepsi sağlıklıymış. Anne keçi sevinçten yerinde duramamış, tüm yavrular annelerine sarılmış, “Anne, seni çok seviyoruz” demişler.

Anne keçi, topladığı taşları kurdun karnına koymuş ve karnını tekrar dikmiş. Kurt o kadar derin uyuyormuş ki hiçbir şey hissetmemiş. Anne keçi ve yavruları hızla oradan uzaklaşmış.

Kurt uyandığında, karnı çok ağrıyormuş. Keçilerden olduğunu düşünmüş. Karnı taşlarla dolu olduğu için çok susamış. Nehre gidip su içmek istemiş ama yürürken taşlar birbirine çarpıyormuş. “Karnım çok ağır ve dolu hissediyor, sanki yediğim tüm şeyler taş olmuş” demiş.

Su içmek için eğildiğinde, taşların ağırlığından dengesini kaybetmiş ve suya düşmüş. “Yardım edin” diye bağırmış ama kimse yardım etmemiş. Taşların ağırlığına dayanamayarak suyun derinliklerine yol almış.

Anne keçi ve yavruları nehrin kenarına geldiklerinde el ele tutuşup bir daha kurdun kendilerine zarar vermeyeceğini bilerek dans etmişler ve sevinçle zıplamışlar.

 O günden sonra, anne keçi ve yedi küçük keçisi ormandaki kulübelerinde huzurlu ve mutlu bir yaşam sürmüşler.