SALYANGOZ KARTALA KARŞI!

Yüzyıllar öncesinden günümüze, Jean de La Fontaine'in 1668'de ilk kez yayınlanan ve ilk koleksiyonunun II. Kitabının sekizinci masalı olan 'L'Aigle et l'Escarbot' modern bir yorumla geri dönüyor: 'Kartal ve Salyangoz.' Bu zamansız öykü, ormanda yaşayan her canlının bir değere sahip olduğunu, ve bu değeri anlamanın herkesin başına gelebileceğini vurguluyor. Lapin, sevimli bir tavşan, ve en yakın arkadaşı Salyangoz, hayatın en zor anlarında bile birbirlerine nasıl destek olduklarını gösteriyorlar. Kartal, güçlü ve korkusuz, ama aynı zamanda büyük bir ders öğrenmek üzere. Ormanın hükümdarı Aslan'ın önderliğinde, bu masal sadece çocuklara değil, her yaştan insana yaşamın temel değerlerini öğretiyor. Cesaretin ve dostluğun küçük paketlerde de gelebileceğini gösteren bu masal, hiçbir canlıyı küçümsememenin önemini yüreklere kazındırıyor

Zaman zaman içinde, evren zaman tünelinde, herkes bunu beklermiş. Masallarla Büyü saati gelmiş. Bir varmış, bir yokmuş.  Cıvıl cıvıl kuşların şarkı söylediği, rengârenk çiçeklerin açtığı, ağaçların dans ettiği bir ormanda tatlı bir tavşan ve salyangoz varmış. Tatlı mı tatlı, pofuduk tüylü adı Lapin’miş.  Gözleri parıldar, kulakları sevimli bir şekilde sallanırken ormanda zıplar, oynar, kelebeklerle şakalaşırmış.Lapin’in en iyi arkadaşı da minik bir Salyangozmuş. Evini her zaman yanında taşısa da, yavaşlığına rağmen çok zeki ve cesurmuş.

Bir gün, Lapin, baharın taptaze havasını içine çekerek, kulaklarını neşeyle sallayarak ormanda dolaşırken, güçlü bir kartal yükseklerden onu izliyormuş. 

Bu kartal, tüm ormanda ‘Kötü Kartal’ olarak bilinirmiş. Gözleri keskin ama kalbi soğukmuş. Salyangoz olanları görmüş ve hemen yardım etmek için süratle (salyangozun sürati bu kadar olur tabii) kartalın yanına gitmiş. Gözleri dolu dolu, “Lütfen arkadaşımı bırak, ne istersen yaparım!” demiş.

 

Kartal, bu teklife sadece kahkahalar atmış. “Ha! Sen, minik salyangoz, bana ne yapabilirsin ki?” diye yüksekten bakmış ve onu bihayli küçümsemiş. “Senin hızınla belki yıllar sonra bana yetişebilirsin!” diye dalga geçmiş.

Ama kartal bir şeyi bilmiyormuş; yavaş olan her zaman geride değilmiş, zayıf görünen her zaman güçsüz değilmiş.

Salyangoz, Kartal’a ders vermeye kararlıymış Önce güzel bir plan yapmış ve yola koyulmuş. Ağaçların arasından sürünerek, taşları aşarak, ormanın zorlu yollarında ilerlemiş. Koca koca kayaları aşmış, tepelere tırmanmış. Öyle ki, bu minik yaratık iki gün ve üç gece boyunca durmamış, dinlenmemiş. Sonunda ormanın en yüksek tepesine, Kartal’ın yuvasına ulaşmış.

Salyangoz, tırmandığı ağaç dalına tutunmuş ve etrafı gözlemlemiş. Kartal orada değilmiş; belki de ormanın başka bir köşesinde yeni avlar peşindeymiş. Salyangoz hemen harekete geçmiş ve Kartal’ın yuvasını yavaş yavaş dağıtmış ve Kartal gelmeden kuytu bir köşeye saklanmış.

Kartal, avından dönüp yuvasını bu durumda gördüğünde çılgına dönmüş. Minik salyangoz aklına bile gelmiyormuş. “Bu ne biçim rüzgar böyle, yuvamı yerle bir etmiş!” diye gökyüzünde fırtınalar koparmış. Yuvasını daha da dikkatli bir şekilde yeniden yapmış. Ancak, Salyangoz yeniden gelmiş, yine tırmanmış, yine yıkmış.

 

Bu sefer Kartal yuvasını daha yükseğe, daha ulaşılmaz bir yere yapmış. Ama Salyangoz yılmamış; yine tırmanmış, yine yıkmış.

Kartal’ın sabrı taşmış. Sonunda ormanın hükümdarı Aslan’ın huzuruna çıkmış, “Yuvası üç kez yıkılan bir kartal görülmüş mü hiç?” diye dert yanmış. Aslan, ormanda bir mahkeme kurulmasını emretmiş. Herkes orada toplanmış: tavşanlar, ayılar, ördekler, hatta ağaçlar bile mahkemenin ne karar vereceğini merak ediyormuş.

Salyangoz da getirilmiş ve suçlanmış. Ama cesurca, “Evet, ben yaptım,” demiş, “Arkadaşım Lapin’i yemeden önce bir kez daha düşünmeliydiniz.”

Ormanın hükümdarı Aslan, asil bir duruşla tahtına oturmuş ve etrafındaki tüm hayvanlara bakmış. Herkesin gözleri onun üzerindeymiş, sanki o bir tek sözcükle her şeyi değiştirebilirmiş gibi. Aslan, Kartal’a dönmüş ve gözlerinin içine bakarak, “Kartal, umarım şimdi anlamışsındır. Ormanda yaşayan her canlı, küçük de olsa büyük de olsa, bir değere sahiptir. Sen de bu yaşadıklarından önemli bir ders almalısın.” demiş.

Kartal, sadece başını öne eğerek kabullenmiş. Yüzünde anlamış olduğu derin bir pişmanlık ifadesi varmış. “Haklısınız,” diye fısıldamış. “Keşke bu olanlar olmasaydı da Lapin’i sadece keyif için kaybetmeseydik. Artık anladım, hiçbir canlıyı küçümsememeliyim. Salyangoz’u haklı buluyorum, arkadaşı için yaptıkları benim için büyük bir ders oldu.”

Ormanda bir sessizlik olmuş. Tüm hayvanlar, Kartal’ın bu sözlerini duyduğunda, ormanda bir değişiklik olduğunu hissetmişler. Salyangoz, Kartal’ın bu sözlerini duyunca gözyaşlarını tutamamış, ama bu seferki gözyaşları üzüntü değil, umut dolu gözyaşlarıymış.

 

Kartal, yaptığı hatanın farkına varmış ve ormanın diğer hayvanlarına bir ders vermiş. Artık herkes, küçük ya da büyük, hızlı ya da yavaş, her canlının bir değeri olduğunu ve onları küçümsemenin büyük bir hata olduğunu anlamış.

Masal burada bitmiş. Ve unutmayın çocuklar, herkesin bir değeri vardır; küçük ya da büyük, herkesin içinde büyük bir güç yatar. Karşınızdaki insanı küçümsemeden önce bir kez daha düşünmelisiniz.

Kartal ve Salyangoz ( L’Aigle et l’Escarbot), La Fontaine’in Masalları’nın ilk koleksiyonunda yer alan ve ilk kez 1668’de yayınlanan LA FONTAINE’IN II . Kitabındaki sekizinci masalın bir versiyonudur.

Masallarla Büyü farkıyla hazırlanan bu versiyonu umarım beğenmişsinizdir.

0 Yorum
Bir İçerik Gönder

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir