eğitici masallar

Bir Dahi Masalı: Albert Einstein 

Dünyanın en zeki insanı olarak tanınan, dahil bilim insanının yaşam hikayesini, onun kendi ağzından dinlemeye ne dersiniz? Albert Einstein’ı anlatan masal sayesinde eğlenceli ve yepyeni bir dünyanın içine dalmaya hazır olun. 

☆  Okunma Süresi 10 dakika

☆ Yeni Masallarla, Ben Albert Einstein

Bir Dahi masalı: Ben Albert Einstein

Merhaba… Benim adım Albert ve bu benim masalım ama bugüne kadar bildiğin masallar gibi değil, bu daha gerçek hatta çok gerçek!

Koca kafalı bir bebek olarak doğmuşum. Büyükannem beni gördüğünde şaşkına dönmüş. Minik ellerim, minik parmaklarım, küçücük ayaklarım varmış ama kafam! İşte o kocamanmış. Önce benim hasta olduğumu düşünmüşler ama her şey normalmiş. Buna rağmen tüm bebekler 1-2 yaşına geldiğinde konuşurken ben 3 yaşıma geldiğimde bile hala konuşmayı öğrenememişim. Büyük kafamın pek de dolu olmadığını düşünmüşler.

Annemin beni kucağına oturtup saatlerce bazı kelimeleri söyletmeye çalışmış ama nafile! En sonunda bir şeyler söylemeye başladığımda ise kimse beni anlamaması çok tuhaftı. Bir süre böyle devam etti. Ben konuşma şeklimi seviyordum aslına bakarsanız, ama yine de kelimeleri kendi kafamdan uydurarak söylediğim için bana kızdılar. 

Her şeyi kendime özgü şekilde ve kendi zamanlamama göre yapıyordum ve bu durumda bana göre bir gariplik yoktu ama çevremdeki hiç kimse benimle aynı fikirde değildi.  Bu yüzden bazen konuşurken her bir kelime içimden defalarca tekrar eder, dudaklarımı sessizce oynatır ve tam bir cümleyi doğru şekilde söyleyene kadar önce kendi kendime fısıldardım. Açıkçası bu durum bir hayli zordu, kendimi doğru ifade edemiyor olmak elbette zordu ama onları pek umursadığım söylenemez, benim bir bebekken bile bunlardan çok daha önemli işlerim vardı. Evet, henüz 4 yaşındayken mesela en önemli işim hayal etmekti. Bir çocuğun hayal etmekten başka kafasına takacak neyi olabilirdi ki… 

Arkadaş çevremde de durum pek farklı değildi. Ben zor bulmacaları çözmeyi, yapboz yapmayı ve iskambil kağıtlarından gökdelenler yapmaayı severdim. Diğer çocuklar benimle alay ederdi. Çok sıkıcısın diyenler, kafanın içi boş diyenler olurdu. Pek aldırış etmezdim çünkü hayal kurmak düşünmemi sağlardı ve ben düşünmeyi çok severdim.  

PUSULA BÜYÜLEYİCİ BİR ŞEY!

Çocukluk yıllarımda beni en çok etkileyen şey ise bir gün babamın bana verdiği bir hediye oldu. Aslında hastalanmıştım ve doktor bir süre yatakta kalmamı söylemişti. Babam o gün elinde küçük bir kutu ile geldi.

“Al bakalım belki bu seni biraz eğlendirir” dedi ve elindeki kutuyu bana verdi. Kutuyu açtım içinden metal ilginç yuvarlak bir şey çıktı. Şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Babam “Bu bir pusula Albert. Kaşifler yönlerini bulmak için bunu kullanırlar” dedi. Nasıl olduğunu sorduğumda babam metal kapağı açtı. İçinde dört farklı yönü gösteren işaret ve ince bir iğne vardı. Yönleri yeni öğreniyordum. Güneşin doğduğu yön doğu, güneşin battığı yön ise batıydı. Kuzeyi ise bu pusula sayesinde öğrendim. Pusulanın içindeki ince iğne daima kuzeyi gösteriyordu. Bu nasıl olabilirdi? Çok şaşırmıştım. Yataktan fırladım. 

– Peki bu yöne çevirsem ne olur?

– İğne kuzeyi gösterir.

– Peki ya tam ters yöne dönsem?

– İğne yine kuzeyi gösterir Albert

– Baş aşağı durursam?

– Kuzeyi gösterir oğlum. 

Tüm odayı dolanmıştım. Ben döndükçe iğnede dönüyor ve hep aynı yönü yani kuzeyi gösteriyordu.  

Pusula bir sihir gibiydi. İğneye dokunan bir şey yoktu ancak o minik iğne ne yaparsam yapayım nereyi göstermesi gerektiğini biliyordu. İçinde bir pil bile yoktu. Kendi başına bunu nasıl yapabiliyordu ki… 

O gün her şeyin ardında yatan bir şeyler olduğunu, daha çok bilmem ve öğrenmem gerektiğini anladım. Bu içinde yaşadığımız kocaman dünyayı düşündüm. Yıldızları ve hatta gezegenleri.. Tüm evrenin arkasında bir düzen ve bu düzenin bir bilgisi vardı. Henüz 4-5 yaşındaydım. Bu akıllı minik kutu bende çok derin bir etki yaratmıştı. Onun bu kadar sistemli bir şekilde çalışmasını sağlayan bir güç vardı, tıpkı tüm bu evren gibi oda kendine has bir gizemle doluydu.

Artık her şeye karşı çok daha meraklıydım.  

DÜNYANIN SİSTEMİ ÜZERİNE DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ HİÇ?

Dokuz yaşıma geldiğimde ilgi alanlarımda değişti. İskambil kağıtlarından yüksek binalar inşa etmeye başlamıştım. Tüm kağıtları üst üste diziyor ve devrilmeden yükselmelerini sağlayabiliyordum. Beni izleyen kız kardeşim her bir kat yükseldiğinde devrileceğini düşünüyordu bende ona “devrilmez çünkü temeli oldukça sağlam” diyordum.  Bu da sistemin bir parçasıydı. Sistemi anlamayı başarıp onu doğru kurduğunuzda her şey yolunda gidiyordu.

Müziği de çok seviyordum. Onun da inanılmaz bir dengesi ve sistemi vardı. En sevdiğim enstrüman kemandı. Siz hangi müzik aletlerini seviyorsunuz? Ben keman çalmaya bayılıyordum çünkü benim düşünmemi sağlıyordu. Çalarken müziğin büyüleyici sistemini görebiliyordum. 

Ben Albert! Albert Einstein… Bugün birçok insan benim dahi olduğumu söylüyor, oysa küçükken hepsi bana tuhaf bakıyor sadece çok hayalperest bir çocuk olduğumu düşünüyorlardı. Öğretmenlerim bile bazen beni anlamıyordu. Hatta düşünme zorluğu yaşadığımı, saçma sapan şeyler hayal edip durduğumu ve hiçbir işe yaramadığımı söyleyenler bile olmuştu. Oysa bana göre meraklı olmak ve büyük hayaller kurabilmek hiçte saçma değildi. 

GEOMETRİYE OLAN SEVGİM

Size hayata bakış açımı değiştiren bir şey daha anlatmak istiyorum. O sıra 6. sınıfa gidiyordum. Evimize yemeğe gelen bir tıp öğrencisinden çok şey öğrendim. Adı Max Talmud’tu. Anne ve babamın bu kibar misafiri ile sohbet etmeyi çok seviyordum. Bana bazı kitaplar getiriyordu. Bir keresinde bir geometri kitabı getirdi. Geometri kitabı da tıpkı pusula gibi beni çok etkilemişti. O kadar çok merak etmiştim ki, tüm kitabı kısa zamanda okuyup bitirdim. Geometrinin düzeni de tıpkı müzik gibi kendine has bir sisteme sahipti. Bu da beni çok heyecanlandırmıştı. Okudukça keyif alıyor, tekrar ettikçe daha rahat anlıyordum. 

12 yaşıma geldiğimde matematikte çok ilerlemiştim, geometri ve cebir işlemlerini yapabiliyordum. 15 yaşıma geldiğimde ısrarlı tekrarlarım ve meraklı çalışmalarım sayesinde kalkülüsü çözmüştüm.  Bana kitaplar getiren Max bir gün benim için, “bu çocuk çok zeki, ben tıp okuyorum ancak o bu küçük yaşta benden çok daha fazla şey biliyor” demişti. 

Matematiğin muazzam sistemi beni çok meraklandırıyordu. Sayılarla ve problemlerle uğraşmak, yaşama dair birçok şeyi çok daha iyi anlamama sebep oldu ama bu okulda tüm derslerimin süper olduğu anlamına gelmiyordu. Evet evet! Okul notlarım harika sayılmazdı. Bazı dersleri oldukça sıkıcı bulabiliyordum hatta üniversite de madde ve enerji dersinden tüm sınıfın en düşük notunu almıştım. 

Ama tabi ki okulumu bitirip mezun oldum. İsviçre’de bir patent bürosunda iş bulup çalışmaya başladım. İşim yeni icatlar için yapılan başvuruları incelemekti. İnsanlar o kadar çok şey düşünüyor ve icat ediyorlardı ki… Hepsini okuyup incelemek bir hayli zordu. Patent bürosunda çalışırken tüm yeni icatların önce bir hayalin ürünü olduğunu anladım. Ara sıra kendi hayal ettiğim düşünceler üzerine de düşündüğüm oluyordu acaba onlarda yepyeni bir icat olabilirler miydi? 

Patent bürosunda çalışırken hayal etmekten vazgeçmedim. Kendi düşüncelerimi çok değerli buluyor, her gün onları biraz daha derinleştiriyordum. Siz de bazen hiç kimsenin daha önce düşünmediği şeyler düşünüyor musunuz?  

YER ÇEKİMİ VE ENERJİ 

Bugün dünyanın en zeki insanı olarak tanınmamı sağlayacak düşüncelere beni götüren şey güçlü hayal gücümdü. 28 yaşıma geldiğimde hayal gücümden hiçbir şey kaybetmedim. Her zaman düşünüyor, düşünürken bol bol hayal kuruyordum. 

Sonra bir gün hayallerimin geometri ve matematik bilgimle birleştiğini fark ettim ve bugün dünyaca tanınan, herkes tarafından bilinen ve kabul gören o formülü buldum. 

E = mc² !

Enerji = Kütle x ışık hızı²

Bu formül için günlerce gecelerce düşünmüş, hayallerimi bilgimle birleştirmiştim. Tüm dünyanın sistemini anlatan tek bir formül olabilir miydi… ben onu bulmuştum. Bu küçük rakamlar matematiğin gücünden faydalanarak evrende var olan her şeyin enerjiyle dolu olduğunu söylüyordu. 

Ama tabi ilk başta durum eski günlerden farklı olmadı. Herkes benim çıldırmış olduğumu ve bunun çok saçma bir hayal olduğunu söylediler. Çoğu büyük bilim insanının bugüne kadar doğru kabul ettiği fikirleri sorguluyordum çünkü ben herkesin doğru olduğunu düşündüğü birçok şeyin doğru olmadığını düşünüyordum. Önce beni kimse ciddiye almadı.  İnandığım yolda yürümekten hiç vazgeçmedim. Formülümün üzerine çok çalışmıştım ve ona inanıyordum. 

İnsanlar çoğu zaman yeni olan şeyler hakkında pek de iyi düşünmezler. Onları ikna etmek oldukça zor olabilir ancak ben yılmadım ve pes etmedim. Onlara kendimi anlatmamın birçok yolunu denedim. Sonunda ne oldu biliyor musunuz?

Yıllar geçti… ve evet başardım. 

Fizik dalında bir “Nobel Ödülü aldım. Bu 3 harften oluşan oluşan formülüm (E = mc²) onun adıma “görelilik teorisi” diyordum. Tüm dünyadaki bilim insanlarının evrene, dünyaya ve uzaya bakış açısını değiştirdi. 

Ben Albert Einstein… Ben meraklı olmaktan ve kendi kendime “neden” diye sormaktan asla vazgeçmedim. Umarım sende her zaman meraklı olur ve her şey hakkında sorular sormaktan, cevapları aramaktan asla vazgeçmezsin. Unutma; ne kadar çok soru sorarsan, o kadar çok yanıt bulacaksın. 

Çünkü emin ol, dünyada ne kadar çok soru varsa, bir o kadar fazla yanıt var demektir. 

Ben Albert Einstein, yaklaşık 100 yıl önce yaşadım ve tüm dünyanın sorduğu sorulara, önemli yanıtlar buldum.
Şimdi artık bulunması gereken “yanıtlar” artık seni bekliyor.  

 

 

0 Yorum
Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.